YAŞLILIKTA BİLİŞSEL YIKIM VE ÖNLENMESİ

Son 25-30 yıl içinde mikrobik hastalıklarla yapılan mücadele, beslenme koşullarının daha iyiye gitmesi , genel hijyenik koşulların düzelmesi ve doğurganlık oranındaki azalma nüfus yapısında önemli değişikliklere neden olmuştur.Gelişmiş ülkelerde 65 yaş ve üzeri nüfus 146 milyon civarındadır. Bu yaş gurubunun 2020 de 232 milyon, 2030 da ise 1.4 milyara ulaşması beklenmektedir.Devlet planlama teşkilatı (DPT) tarafından ülkemizde 2005 yılında 6 milyon 147 bin olan 60 yaş ve üzerindekilerin sayısı, 2015 de 8 milyon 442 bin, 2025 de ise 12 milyon 55 bin olarak hesaplanmıştır. Türkiye’de ortalama ömür 2004 yılı itibarıyla 70.8 yıldır. Dünya üzerinde yaşlıların bu artışına paralel olarak yaşlılar arasında organik beyin hastalıklarının (başta demans olmak üzere) ve depresyon semptomlarının görülme olasılığı artmıştır. Yaşlılık psikiyatrisi 65 yaş (ülkemiz için 60 yaş) üzerinde olanların başta kognitif ve afektif hastalık olmak üzere ruhsal bozukluklarının tanı ve tedavisi ile uğraşmaktadır .
Yaşlıda Kognitif Fonksiyon Değişiklikleri
Yaşlılık döneminde kognitif fonksiyonlar, yıllar ilerledikçe aynı derecede etkilenmezler. Sözel yeteneklerde, kelime zenginliğinde, genel bilgi durumunda büyük bir değişiklik olmayabilir. Kişi aktif olarak bu fonksiyonlarla ilgilenirse, bu fonksiyonları sürekli çalıştırırsa bu yeteneklerinde bir artma bile olabilir. Buna karşın psikomotor yeteneklerde ve algılamada yaşlanmayla birlikte belirgin bir düşüş görülür. Sağ hemisferin en azından bazı kişilerde sola göre daha çabuk yaşlandığı ileri sürülmüştür. Sağ hemisfer bilindiği gibi görsel ve bütünleyici algılama ile ilgilidir. Sol hemisfer ise primer olarak kullanılan dilden sorumludur ve yaşlılıkta sözel yetenekler daha iyi korunur. Ancak yaşlılıkta yaratıcı düşüncede, dikkat isteyen işleri yapmada, hızlı düşünmeyi gerektiren fonksiyonları yerine getirmede bir yavaşlama görülür. Fakat yaşlılarda kuvvetli bir muhakemenin bulunduğu bir gerçektir .İyi bir muhakeme ancak tecrübe ve sözel öğrenme ile kazanılabilir.
Yaşlılıkta zeka fonksiyonunun veya en azından öğrenme yeteneğinin azaldığı bilinir. Yaşlılıkta zeka fonksiyonunun ölçülmesinde sıklıkla kullanılan Wechler Adult Intelligence Scale’in (WAIS) özel ölçümlerindeki normlar, 20-40 yaşla 70-74 yaş arasında %11-13 arasında azalma göstermiştir. Bu azalmanın birim zaman içinde testi cevaplandırma zorunluluğundan kaynaklandığı düşünülmüştür. Çünkü yaşlılarda, gençlere oranla, motor performansta bir yavaşlama vardır. Araştırmacılar bu azalmanın yaşlının eğitilmesi ile kısmen düzeltilebileceğini ileri sürmektedirler. Öte yandan yaşlılarda akıcı zekanın bozulduğu, kristalize zekanın bozulmadığı bilinmektedir.
Yaşlılıkta bellek fonksiyonu da araştırılmıştır. Yaşlılığa özgü en göze çarpan bellek değişikliği, daha önce kazanılmış ve bellekte depolanmış bilginin tekrar hatırlanmasındaki azalmadır. Daha fazla eğitimi olan yaşlılar, tüm bellekle ilgili testlerde, daha düşük eğitimi olan yaşlılara oranla daha fazla performans gösterirler. Öte yandan yaşlılarda, uzak belleğin şaşırtıcı şekilde sağlam kaldığı, ancak kısa süreli belleğin yaşla azaldığı kabul edilmektedir (Ribot kanunu). Ancak kısa süreli belleğin , patolojik süreçlerin yokluğunda azaldığını düşündüren çok az çalışma vardır.
Yaşlılığın önemli belirtilerinden biri davranışlarda genel bir yavaşlamanın olmasıdır. Yaşlılarda, uyaranları cevaplandırmada genel bir yavaşlama vardır. Yavaşlama sadece belli zamanda belli uyaranlara cevap gerektiren testlerde görülmez. Tüm aktivitelerde görülür. Kalp-damar hastalığı olanların davranışları, kalp hastalığı olmayan aynı yaştaki kişilere oranla daha yavaştır. Konu ile ilgili tüm çalışmalar gözden geçirilirse fiziksel ve mental durum arasında önemli bir ilişki olduğu gözlenir.
Klinik gözlemlerle ortaya konan bu değişiklikler, yaşlılıkta oluşan fizyolojik değişiklikleri araştıran çeşitli laboratuvar çalışmaları ile desteklenmiştir. Yaşlılıkta, belirgin hastalık belirtileri olmasa da, beyin kan akımının azaldığı, elektroensefalografide (EEG) ve uyandırılmış potansiyellerde değişiklikler oluştuğu bilinmektedir.
Yaşam boyunca beyin kimyasında da değişiklikler oluşur, beyin total lipidlerinde genç erişkinlikten yaşlılığa geçitte anlamlı bir azalma vardır. Yaşlılıkla birlikte DNA belirgin olarak artarken, beyin ağırlığının bir fraksiyonu olan protein aynı zaman süresi içinde azalır. Yaşlılıkla birlikte insanda RNA ve lipid turnover’ının nasıl bir değişikliğe uğradığını araştırmak günümüzde önemli çalışma alanlarından biridir.
Organizma yaşlandıkça, beyin aminlerinde de azalma görülmektedir. Örneğin, beyin dopamin oranı, 70 yaş dolaylarında 20 yaşa oranla %40 oranında azalmaktadır. Bu dopaminerjik yetersizlik, başlangıçta reseptörlerin sayılarının artışı ile telafi edilmektedir. Daha sonraları reseptör sayılarında da azalma görülmektedir. Bu dopaminerjik yetersizlik yaşlanma süresinin hızlanmasında önemli bir faktör olarak dikkate alınmalıdır. Çünkü dopaminerjik sistem sadece ekstrapiramidal yolla ilgili değildir. Aynı zamanda belleğin uyku-uyanıklığın, dikkatin, davranış ve duygu durumunun ayarlamasında rol oynar. Yaşlılıkta beyin dopaminerjik sistemindeki azalmaya benzer şekilde kolinerjik ve adrenerjik sistemde de azalma vardır. Bu azalma özellikle Alzheimer hastalığında çok daha belirgindir. Bilindiği gibi kolinerjik sistemin yeterli fonksiyon yapması normal bellek, öğrenme, dikkat ve uyku-uyanıklık siklusu için gerekmektedir.

Yaşlanma sürece yavaşlatılabilir mi ?

Bunun için bilim adamlarının ileri sürdüğü yaklaşımlar hep aynıdır. Bu yaklaşımların başında diyet gelmektedir. 1930 yılından itibaren farelerde ve diğer hayvanlarda yapılan çalışmalar daha az yiyen hayvanların %50 daha uzun yaşadığını göstermiştir. Amerikan Yaşlanma Enstitüsü primatları %30 daha az kalori ile beslemeye başlamışlardır.Bu hayvanlar izlenmektedir .Sunumda gıdanın bilişsel yıkımı nasıl önlediğinden söz edeceğiz.

Yaşlanma süreci üzerinde genetiğin rolü yadsınamaz. Araştırmacılar meyve sineklerine serbest radikallerle oluşmuş hasarı azaltmak için antioksidant enzim genlerin ekstra kopyalarını vermişlerdir. Ekstra genler meyve sineklerinde oluşan oksidatif hasarı azaltmış ve onların yaşam sürelerini %30 artıran daha fazla enzimler oluşturmuşlardır.

Hormonlara gelince, bir adrenal hormon olan DHEA (dihidroepiandrosteron) farelere verilince immün sistemin yıkımını azalttığı gözlenmiştir. Yaşlı kişilerde DHEA’la ilgili çalışmalar devam etmektedir. Öte yandan büyüme hormonun yaşlı kişilere verilmesi ile yaşlılıkla ilgili semptomlar azalmıştır. Ancak bu hormon tedavileri pahalıdır ve genellikle yan etkileri vardır.

Tıbbi hastalıklarda daha etkin tedaviler örneğin kalp hastalıklarında, hipertansiyonda ve koroner hastalıkların tedavisindeki ilerlemeler sadece ortalama ömrü uzatmayacak, yaşam kalitesini artıracaktır. Bilindiği kolesterolü,, kan basıncını düşüren, dolayısıyla kalp krizini ve inmeyi önleyen, statin, antihipertansif, aspirin içeren preperatlar piyasaya çıkmak üzeredir.

Ortalama ömrü uzatmak ve belleğimizi korumak için stresle mücadele etmek gerekir.Yapılan çalışmalarda sürekli huzursuz , endişeli, kaygılı, stres içinde olanların %40 ın dan fazlasında Alzheimer hastalığının bir ön tablosu olarak kabul edilen Hafif Bilişsel Bozukluk (HBB) oluştuğu gözlenmiştir. Stres bilindiği bellekten sorumlu alanlardan biri olan hipokampusta hasar oluşturur.

Beyni sürekli olarak çeşitli konularla çalıştırmak önemlidir. Willis ve ark. (2006)nın ACTİVE Araştırmaya (Advanced Cognitive Training for Independent and Vital Elderly) göre yaşlılarda herbiri 60-75 dakika süren 10 eğitim seansı gerçekten bilişsel yetenekleri artırmıştır. Beynin bu artmış kapasitesi 5 yıldan fazla sürmüştür.

Beyni korumada sosyal iletişiminde önemi vardır. Wilson ve ark.’larına göre (2007) yalnızlık, emosyonel izolasyon AH’lığı için bir risk faktörüdür. Çalışma sırasında ölen 90 kişi üzerinde yapılan otopsiler, yaşadıkları sürece yalnızlık içinde olanların AH’ki beyin değişikleri olan senil plakların, iğciklerin daha yoğun şekilde bulunduğu gösterilmiştir.

Beynin yaşlanması ve AH’lığı için risk faktörleri olarak bilinen tip 2 diyabeti, yüksek tansiyon ve ateroskleroz, folik asit düşüklüğü gibi risk faktörlerine son yıllarda ürik asit yüksekliğinin de rolü olduğu kabul edilmektedir. Ürik asiti normalin üstünde olanlar mental süreç hızında, sözel bellekte, çalışma belleğinde düşük skorlar almıştır.

Beynin yaşlanmasını koruyan faktörler arasında fizik aktivite önemli rol oynamaktadır. Fiziksel aktivite hipokampusta yeni beyin hücrelerinin oluşmasına neden olur. 6 yıl süren çalışmada haftada 3 veya daha fazla fiziksel aktivitede bulunanlarda sedanter hayat sürenlere oranla %60 daha az demans geliştiği saptanmıştır

Yakın zamanda yapılan çalışmalarda AH’nın bir nedeni olarak plak ve iğcikler sorumlu tutulmuştur. Ancak, ölümlerine kadar tam anlamı ile beyin işlevleri normal olan yaşlı kişilerin beyinleri incelendiğinde AH’na tam anlamı ile benzerlik gösteren beyin patolojik değişiklikleri, çok sayıda plak ve iğciklere rastlanmıştır. Ancak bu kişilerin hiçbirinde AH’nın semptomları görülmemiştir.

Beyindeki patolojik değişiklikleri (nöron kaybı, senil plaklar, iğcikler) biliyoruz. Son yıllarda şaşırtıcı bulgulardan biri yaşa bağlı unutkanlığın nöron kaybı ile birlikte olmamasıdır. Bilim insanları bilişsel işlevlerdeki değişiklerin, zaman içinde beyinde oluşan kompleks kimyasal değişikliklerle oluştuğu yaklaşımı üzerinde daha yoğun durmaktadırlar.

Yeni çalışmalar AH’nın yaşlanma ile ilgili inflamatuar süreçlerle bağlantısı olabileceğini düşündürmektedir. Yakın zamanda yeni bir amiloid çökmesinden söz etmektedir. Bu amiloidin inflamasyonla ilgili proteinlerin bulunmasıyla oluştuğu ileri sürülmüştür. Bu çökme, bu birikim belli bir dereceye kadar normal yaşlılarda da görülmektedir. Bu solubl amiloid birikmesi özellikle hipokampusta olduğunda yeni bilgilerin alınması zor olmaktadır.

Engin Eker
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi,Psikiyatri ABD,Geropsikiyatri Bilim Dalı

Kaynaklar
Eker E . Yaşlılık Psikolojisi.Psikiyatri Kitabı. Ankara.2006,
Willis S. Lonely people more likely to gey Alzheimer’s disease .64:234-240,2007
Wilson RS,Schneider JA ,Boyle PA et al. Chronic distress and incidence of mild cognitive impairment .Neurology.68 :2085-2093,2007

Sizin İçin Seçtiklerimiz