WEINBERG SENDROMU

Weinberg Sendromu Nedir
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite bir bozukluk olarak gösterdiği yagınlık nedeniyle giderek ilgi duyulan sorunların başında gelmektedir. Artık eskiye göre Hiperaktif olmak övgüyle sözedilen bir olgu olmaktan çıkmakta ve toplumsal duyarlılık artmaktadır. Öğrencilerin ders başarısını önemli ölçüde etkileyen bu bozuklukla ilgili salt gözleme dayalı bir saptama ya da adlandırmanın yanlışlığına örnek olarak aşağıdaki makaleyi aktarıyoruz. Gerek duyusal bozulma gerek davranışsal sorunları oluşturan durumların tümünde olduğu gibi DEHB  vakalarında da uzmanların ısrarlı takibiyle uygulamaya konulacak bir tıbbi önlem söz konusu olabilir. Elbetteki DEHB denilince akla gelen Ritalin kullanma da bu çerçevede aele alınmalı, gerekliliği uzman denetiminde ve önerisiyle olmalıdır.  Unutulmamalıdır ki sadece gözlem ve yaşantılardan yola çıkarak ilaç kullanımını önermek ne DEHB li bireylere ne ailelerine ne de biz eğitimcilere yarar sağlayacaktır. 

Dikkatsizlik sorunu olan çocukların bir kısmında altta yatan bir uyanıklığı (vigilans) devam ettirme problemi bulunmaktadır. Bu uyanıklık (vigilans) bozukluğu Weinberg Sendromu olarak adlandırılır ve motor huzursuzluk (kıpırdanma, esneme ve gerinme, konuşkanlık) ile kendini gösteren uyanıklık ve tetikte olma durumunu sürdürmede zorluk ve yorgunluk yakınmaları ile karakterizedir. Okuma gibi konsantrasyon gerektiren (sürekli mental aktivite) faaliyetlerde Weinberg Sendromlu çocuklarda hayal kurma, ilgi kaybı, sıkılma yakınmaları, ve giderek artan yorgunluk ortaya çıkmaktadır. Sık olmadığı zamanlarda kısa süreli gündüz uykuları genellikle dinlendirici olmamaktadır. Kişilik yapıları aile fertleri ve arkadaşları tarafından nazik, sevgi dolu, şefkatli, veya melek gibi insan (angelic) şeklinde farklı olarak tanımlanmaktadır. Weinberg Sendromu otozomal dominant kalıtım gösterdiği öne sürülen ailesel örüntüye sahiptir. Ek olarak bu sendromu tam olarak anlayabilmek için nörofizyolojik, farmakoterapötik, epidemiyalojik, ve genetik çalışmalar gerekli olacaktır.

Halen St. Louis Çocuk Hastanesinde görev yapmakta olan Warren Weinberg 1973 yılında The Journal Of Pediatrics dergisinde yayınlanan ve okul zorlukları yaşayan çocuklarda depresif hastalıkların sık olarak ortaya çıktığını ve tanının yapılandırılmış bir araştırma süresi içinde uygulanacak özgün kriterlerle konabileceğini gösterdiği bir yazısıyla pediatrik, psikiyatrik ve nörolojik toplulukları şaşırtmıştır. Weinberg cesur bir adım atmıştır; afektif hastalıkları (depresyon bir formudur) yaş sınırından bağımsız bir nörobiyolojik durum olarak kabul etmiştir ve erişkinlerde depresyon tanısı için kullanılan daha önce kabul edilmiş kriterleri çocuklara uyarlamıştır. Weinberg’in makalesi yerleşik inanışlarla o kadar tezat oluşturuyordu ki; The Journal Of Pediatrics dergisinin editörü olan Waldo E. Nelson şu eleştiriyi eklemeyi gerekli gördü; “Her ne kadar bu makalenin yayınlanması iki seçkin eleştirmen tarafından önerilmiş olsa da yayıncı herhangi bir çocuğun depresif hastalığa sahip olduğunun tanımlanması ve böyle bir bozuklukla ilgili ilaç reçete edilmesi konusunda aşırı dikkatli olunması gerekliliğini belirtmenin önemli olduğunu hissetmektedir.“ Yavaş yavaş, sonraki dekadın bitmesine yakın tıp toplulukları çocukluk çağı afektif hastalıkları hakkındaki Weinberg’in gözlemlerinin geçerliliğini kabul ettiler ve depresyonun kesinlikle çocuklarda da oluşabileceğini kabul ettiler ve çocukluk çağı depresyonunda tanı aracı olarak “Weinberg Kriterlerini” kullanmaya başladılar. Petti, hatta Weinberg kriterlerini Bellevue Depresyon İndeksine ekledi. Amerikan Psikiyatri Birliği DSM-III, DSM-III-R ve DSM-IV baskılarında bu tanıyı dahil ettiği için çocuklarda depresyon tanısı psikolog ve psikiyatristler tarafından kabul edilir hatta yaygın olarak kullanılır hale gelmiştir. Öyle ki yeni nesil klinisyenler Weinberg ve arkadaşlarının orijinal tanımlamalarından geliştirilen bu bulguların tersini tasavvur bile edemez olmuşlardır.

Kendisine davranış sorunları nedeniyle başvuran çocuklarının bir çoğunu tanımlamada afektif hastalıkların tek başına yeterli olduğu konusunda tatmin olamadığından Weinberg dikkatli klinik analizlerine devam etti. Bu davranışsal belirti ve bulguların titiz incelenmesi ve belgelenmesi Weinberg’e daha önce dikkat eksikliği bozukluğu tanısı altında sınıflandırılmış olan ancak farklı özellikler gösteren bir grup dikkatsiz çocuğu tanımlamasını sağladı. Onun dikkatli çalışması dikkat eksikliği tanısı almış olan bu alt gruptaki çocuklarda uyanıklığı (veya Weinberg’in dediği gibi “vijilans”) devam ettirme konusunda altta yatan bir sorun olduğunu ortaya çıkardı. Weinberg’in vijilans bozukluğu olarak adlandırdığı bu hastalığa sahip çocuklarda, hastadan hastaya değişen, kolay tanımlanabilen bir takım belirti ve bulgular aşikar olarak bulunmaktaydı. En çok gözlenen klinik tablo; motor huzursuzlukla ifade edilen uyanıklık ve tetikte olma durumunu sürdürmede zorluk (kıpırdanma, esneme ve gerinme, konuşkanlık) ve yorgunluk yakınmaları ile karakterizedir. Okuma gibi konsantrasyon gerektiren (sürekli mental aktivite) faaliyetlerde Weinberg Sendromlu çocuklarda hayal kurma, ilgi kaybı, sıkılma yakınmaları, ve giderek artan yorgunluk ortaya çıkmaktadır. Sık olmadığı zamanlarda kısa süreli gündüz uykuları genellikle dinlendirici olmamaktadır. İlginç olarak; aile fertleri ve arkadaşları tarafından nazik, sevgi dolu, şefkatli, veya melek gibi insan (angelic) şeklinde farklı bir kişilik tanımlanmaktadır. Weinberg, aile geçmişlerini belgeleyerek ve birçok kuşaktan aile fertlerini değerlendirerek otozomal dominant kalıtım gösterdiğini önerdiği bir ailesel örüntüyü tespit etmiştir.

Weinberg cesurca vijilansta bozulma ile karakterize yeni bir sendrom ileri sürmüş ve yine The Journal Of Pediatrics dergisine bu buluşlarını basmaları için fırsat vermiştir. Daha önce olduğu gibi yine derginin editörü (bu kez Joseph M. Garfunkel) makalenin üzerine şu düzeltmeyi koyma gerekliliğini hissetmiştir: “Biz bu makalenin hatırı sayılır tartışmaları başlatacağından şüphelenmekteyiz. Pek çok okuyucuda dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu ile büyük benzerlik olduğu kanısı uyanacak olsa da bunun basılması iki deneyimli ve kolay kusur bulan eleştirmen tarafından önerilmiş ve çoğumuz tarafından kabul edilmiştir.” Her ne kadar sonradan diğer araştırmacılar tarafından bazı kaygılar bildirilmiş olsa da, Weinberg’in Vijilans Sendromu tanımlaması hakkında büyük uyuşmazlıklardan çok ilgisizlik dikkati çekmiştir. Bu yaklaşımın temel nedeni tıp ve akıl sağlığı topluluklarının, ilk kez DSM-III te tanıtılmış olan (ve sonrasında Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) adı altında DSM-IV te yeniden düzenlenmiştir) dikkat eksikliği bozukluğu kavramına gösterdikleri körlemesine inanıştır. Weinberg Sendromu olduğu bildirilen çocukların bazıları DEHB tanı kriterlerini tam olarak karşıladığından ayrı bir sınıflamaya ihtiyaç yoktu. Ancak diğer bir çok tıbbi bozuklukta olduğu gibi, DEHB gibi bir sendromun dikkatli bir incelemeden sonra daha önce fenotipik olarak aynı durum gösteren ayrı biyolojik bozukluklara bölünmemesi için bir neden yoktur. Weinberg’in vijilans sorunları ile ilgili tanımlamaları ile başardığı budur ve şimdi geri kalan tıp topluluklarının yapması gereken Weinberg Sendromunun özelliklerinin genişletilmesidir.

Duane, bu çabayı daha önce DEHB tanısı almış, hipovijilans sergileyen bazı çocuklarda pupillometri kullanarak başlattı. Bunun gibi psikolojik çalışmalar Satterfield ve arkadaşları tarafından daha önce bazı hiperaktif çocuklarda elektroensefalografik, ilintili cevap ve deri ileti değişikliklerini tespit ettikleri çalışmaları doğrulamaktadır. Daha modern teknoloji ile yapılmış diğer bazı çalışmalar da tetiklenmiş uykusuzluk ve buna bağlı dikkatsizlik ve huzursuzluk örüntüsünü anlamaya yardım için Weinberg Sendromunu kullanmışlardır. Weinberg Sendromunun okul başarısı düşüklüğü ve davranış sorunlarına ne sıklıkla neden olduğunu tespit edebilmek için epidemiyolojik çalışmalar da önemli olacaktır. Ek olarak Weinberg Sendromunun ailesel görülme oranları genetik araştırmalar yapılması gerektiğine işaret etmektedir ve bunlar belki de sadece moleküler biyolojik temellerle sınırlı kalmayıp bir çok uyku sorunlarının nörobiyolojisini de aydınlatacaktır. Son olarak detaylı farmakoterapötik çalışmalar bu sendromun en iyi tedavisinin (DEHB için yaygın olarak kullanılan metilfenidat, bu sendrom içinde ideal tedavi midir?) tespit edilmesi için önemli olacaktır. Weinberg Sendromu ile ilgili yapılacak araştırmalar sonucunda bu tablo daha iyi tanımlanacaktır ve gelecekte tahminen vijilans bozukluğu çocukluk çağı afektif bozuklukları kadar kabul edilir bir kavram olacaktır.

Yazının Kaynağı:
http://www.gata.edu.tr/dahilibilimler/cocukruh/weinberg.htm

Sizin İçin Seçtiklerimiz