SARIMSAK HAKKINDA YAZI

Sarımsak (Allium sativum):
Sarımsak (Allium sativum), Orta Asya’dan dünyaya yayıldığına inanılan bir sebzedir ve tüm dünyada yemeklerde lezzet verici bir besin maddesi olarak kullanılmaktadır. Sarımsağın yapısında bol miktarda su (%65), fruktoz içeren karbonhidratlar (%26-30), kükürt bileşikleri (%1,1-3,5), protein (%1,5-2,1), lif (%1,5) ve serbest amino asitler bulunur. Sarımsak ayrıca yüksek miktarda saponin, fosfor, potasyum, kükürt, çinko, orta miktarda selenyum, A ve C vitaminleri ile az miktarda da kalsiyum, magnezyum, sodyum, demir, manganez ve B kompleks vitaminlerini içerir.

Sarımsağa karakteristik kokusunu veren ve biyolojik aktivitesinin çoğunu sağlayan içindeki özgün organik kükürt bileşikleridir. Sarımsağın etkin bileşenleri ile ilgili araştırmaların çoğu kükürt bileşiklerine odaklanmıştır. Bu bileşiklerin yaklaşık %85’ini alliin ve 2 ana γ-glutamilsistein oluşturur. Sarımsak kesildiğinde ya da ezildiğinde alliinaz enzimi devreye girer ve bir tiyosülfinat olan allisin oluşur. Allisin birçok bileşiğe çevrilebilen reaktif bir ara üründür ve taze kesilmiş veya parçalanmış sarımsağa özgün kokusunu verdiği düşünülmektedir. Organik kükürt bileşikleri dışında sarımsağın yapısında karbonhidratlar, enzimler (alliinaz, katalaz), proteinler ve serbest amino asitler (arjinin), lipitler, polifenoller ve fitosterol de bulunur.
Yoğun ilginin sonucu olarak, yıllardır kullanıma sunulmuş çeşitli ticari sarımsak preparatları bulunmaktadır. Bekletilmiş (aged) sarımsak ekstresi (BSE) bunlardan biridir, suda veya alkol çözeltisinde bekletilir, tablet ve sıvı formları vardır. BSE’nin içindeki temel kükürt bileşikleri S-allilsistein ve S-allilmerkaptosisteindir. Diğer ticari preparatları, sarımsak tozu tabletleri (allisin içerir), yağda bekletilmiş sarımsak yağı, eterde ekstrakte edilmiş sarımsak yağı ve buharda saflaştırılmış sarımsak yağı ürünleridir.
Uygarlık tarihi boyunca sarımsağın tıpsal özellikleri değerlendirilmiş ve birçok hastalığın tedavisi amacıyla kullanılmıştır. Bugün de birçok kronik hastalığın önlenmesi ve tedavisi amacıyla kullanılmaktadır. Bunların arasında ateroskleroz, kanser, bağışıklık sistemi bozuklukları ve artrit sayılabilir. Sarımsağın en önemli biyokimyasal özelliklerinden biri antioksidan potansiyelidir. Bu özelliğinin içindeki organik kükürt bileşiklerinden (allisin) kaynaklandığı düşünülmektedir. BSE antioksidan potansiyel açısından en etkin olanıdır. Çiğ sarımsak homojenatının da antioksidan potansiyeli vardır, ancak yüksek dozları kalp, karaciğer ve böbreğe toksik etkiler gösterebilmektedir. Ayrıca sarımsakta bulunan flavonoidler de antioksidan etkilerine katkıda bulunuyor olabilirler. Bir başka önemli özelliği, organizmada birçok işlevi olduğu gösterilen nitrik oksiti (NO) artırıcı etkisidir. Bu mekanizmalar sarımsağın ateroskleroz ve hipertansiyon tedavisi ile profilaksisindeki rollerini açıklayıcı olabilir. Kanser etiopatogenezinde DNA’nın oksidatif hasarının da rolü olduğuna dayanılarak, bilinen antioksidan potansiyeli, diğer antioksidanlar gibi sarımsağın da kansere karşı yararlı etkilerini açıklayıcı bir mekanizma olarak gösterilebilir. Ayrıca, sarımsağın çeşitli mekanizmalarla karsinojenleri detoksifiye edebileceği, bağışıklık sisteminin baskılanmasını önleyerek de kansere karşı yararlı olabileceği söylenmektedir.
Sarımsak ile ilgili epidemiolojik, deneysel ve klinik çalışmalar:
Sarımsak yıllardır kardiyovasküler hastalıkların tedavisi için kullanılmaktadır. Tavşanlarda ve sıçanlarda yapılan çalışmalarda diyetle indüklenmiş hiperkolesteroleminin çeşitli sarımsak ekstreleriyle düşürüldüğü gösterilmiştir (Bordia 1980, Slowing 2001). BSE supplementlerini tüketen hiperlipidemik deneklerde yapılan çalışmalarda, serum kolesterol ve LDL kolesterol düzeylerinin düşürüldüğü saptanmıştır (Steiner 1996). Normolipidemik deneklerde ise bir etkisi görülmemiştir (Rahman 2000). Bunları destekleyecek şekilde sarımsak tozu preparatlarının da hiperkolesterolemik deneklerde plazma kolesterol düzeylerini azalttığı rapor edilmiştir (Kannar 2001). Bizim yaptığımız bir çalışmada da hiperkolesterolemik deneklerde sulu sarımsak ekstresi tüketiminin, serum lipit profilini düzelttiği, kan antioksidan potansiyelini yükselttiği ve hipertansif deneklerde kan basıncını düşürdüğünü gözledik (Durak 2004). Sarımsak ve içindeki maddelerin plazma kolesterol ve trigliserit düzeylerini, kolesterol ve yağ asidi sentezinde rol alan anahtar enzimleri inhibe ederek yapabileceği söylenmiştir (Liu 2001).
Platelet agregasyonu ve trombus oluşumu sarımsak ve yapısındaki maddeler tarafından etkili biçimde azaltılmıştır (Bordia 1998). Düşük dozda BSE supplementasyonunun, sağlıklı kişilerde kollajen ve epinefrinle indüklenmiş platelet agregasyonu ile fibrinojene platelet adezyonunun eşik değerini yükselttiği görülmüştür. Aynı çalışmada yüksek dozda kullanımınsa ADP tarafından indüklenmiş platelet agregasyonu ile kollajen ve von Willebrand faktörüne platelet adezyonunun eşik değerini yükselttiği de belirlenmiştir (Steiner 2001). Diyetle 7 gün süreyle BSE supplementasyonunun, bakırla yürütülen lipit peroksidasyonuna karşı izole LDL’nin yatkınlığını anlamlı biçimde düşürdüğü gözlenmiştir (Munday 1999, Steiner 1998). İlginç olarak aynı çalışmada çiğ sarımsak tüketiminin bir yararı görülmemiştir (Munday 1999). Bir çalışmada, sarımsak ekstresinin sıçanlardan izole edilen pulmoner arterlerde NO ve endotelin-I işlevi ile üretimini düzenlediği gösterilmiştir (Kim-Park 2000). BSE ile yapılan çeşitli çalışmalarda antioksidan özellikleri gösterilmiştir. Bunlardan birinde, damar endotel hücrelerinde BSE glutatiyon disülfit redüktaz ve süperoksit dismutaz enzim aktivitelerini yükselterek hücre içi glutatiyon (GSH) düzeylerini artırmıştır (Geng 1997). Bu sonuç sarımsak supplementasyonunun sıçanlarda gentamisinle indüklenmiş nefrotoksisite ile ilişkili oksidatif stresin artmasını önlediğini gösteren bir çalışmayla desteklenmektedir. Bu etki süperoksit dismutaz ve glutatiyon peroksidaz enzimlerinin korunmasıyla gerçekleşmiştir (Pedraza-Chaverri 2000). Kobaylarda yapılan bir çalışmada da cisplatin tarafından indüklenen nefrotoksisiteye bağlı oksidasyona karşı BSE’nin koruyucu etkileri gösterilmiştir (Durak 2002). Sigara içen ve içmeyenlerde 14 gün BSE supplementasyonu yapılmasıyla gerçekleştirilen bir çalışmada, in vivo oksidasyonun bir göstergesi olan plazma ve idrar 8-izo-prostaglandin F2α düzeylerinde anlamlı artışlar saptanmıştır (Dillon 2002).
Sarımsakta çok sayıda değişik fitokimyasal bileşikler vardır. Sarımsağın özellikle antioksidan özellikleri kükürt bileşiklerinden başka içerdiği flavonoidlerden de kaynaklanabilir. Flavonoidlerin diyetle alımı koroner arter hastalığı mortalitesi riskiyle ters yönde ilişkili bulunmuştur (Geleijnse 1999). Başka bir çalışmada da flavonoid tüketiminin izole LDL’nin lipit peroksidasyonuna yatkınlığını azalttığı rapor edilmiştir (Aviram 2000).
Karsinojenez komplike ve multifaktöryel bir süreçtir. Oksidatif stresin bir sonucu olarak DNA’nın oksidasyonunun genlerde mutasyona neden olarak kansere yol açabileceği gösterilmiştir (Ames 1992). Buna bağlı olarak antioksidan özelliklere sahip meyve ve sebze tüketimi (örneğin sarımsak) kanserden korunmada yararlı olabilir. Ayrıca, sarımsağın karsinojenleri p450 enzim sistemini uyararak veya kükürtlü bileşiklerle bağlayarak da detoksifiye edebileceği, bağışıklık sisteminin baskılanmasını önleyerek de kansere karşı yararlı olabileceği söylenmektedir.
Epidemiolojik çalışmalar sarımsak tüketiminin artırılmasının azalmış kanser insidansıyla yakın ilişkili olduğunu göstermiştir (Bianchini 2001). Çiğ ya da pişirilmiş sarımsak tüketimi ile mide, kolorektal, prostat, larinks ve meme kanseri arasında ters ilişkili sonuçlar gösteren epidemiolojik çalışmalar vardır (Fleischauer 2001). Sarımsağın anti-kanser özelliklerini gösteren çok sayıda çalışmalar rapor edilmiştir. Örneğin, sarımsakta bulunan yağda çözünen bir organik kükürt bileşiği olan diallil disülfitin hormona bağımlı olan ve olmayan meme kanserlerinde anti-kanser etkileri olduğu belirlenmiştir (Nakagawa 2001). Buna destek olarak, sarımsak türevlerinin insan prostat ve meme kanser hücre kültürlerinde proliferasyonu inhibe ettikleri gösterilmiştir (Pinto 2001). Sarımsak ayrıca insan kolon, akciğer ve deri kanseri hücrelerinin proliferasyonunu da baskılamış ve hücre içi kalsiyum konsantrasyonunu artırarak insan kolon hücrelerinin apoptozizini indüklemiştir (Sundaram 1996). Bir başka çalışmada, sarımsakta bulunan selenyumlu (Se) bir bileşiğin (γ-glutamil-Se-metilselenosistein) kanser önleyici özelliği gösterilmiştir (Dong 2001). Doku kültüründe yapılan bir çalışmada sarımsağın prostat kanser hücrelerine karşı direk toksik etkisi olduğu görülmüş ve bunu bağışıklık sistemini destekleyerek yapıyor olabileceği ileri sürülmüştür (Lamm 2001). Bunlara ek olarak, BSE’nin kolon, meme bezleri, deri, mide ve yemek borusu gibi dokularda tümör gelişimini inhibe ettiği gösterilmiştir (Miller 2001).
Bizim gerçekleştirdiğimiz bir klinik çalışmada da, 1 ay süreyle sarımsak ekstresi kullanan prostat kanserli 9 ve benign prostat hiperplazili (BPH) 27 hastada, BPH’lı grupta prostat bezi kitlesinde küçülme, kanserli grupta da prostat spesifik antijen (PSA) serbest ve total düzeylerinde azalma saptadık. Her iki grubun da idrar yapma sıklığı ve yakınmalarında iyileşme belirledik. Buna dayanarak prostat kanserinde sarımsak ekstresi kullanımının yararlı olabileceği söylenebilir (Durak 2003).
Yukarda sıralanan literatür bilgilerinin ışığında, domates gibi sarımsağın da diyetle tüketiminin özendirilmesi ve belki de önerilmesi kanser ve kalp damar sistemi rahatsızlıkları gibi kronik hastalıklardan korunmada yararlı olabilecektir. Supplement olarak kullanılan sarımsak ekstrelerinin standardize edilerek in vitro ve in vivo çalışmalarla etki mekanizmalarının aydınlatılması, yan etkilerinin saptanması, kontrollü klinik çalışmalarla biyoyararlanımlarının belirlenmesi bundan sonraki çalışmaların yönünün saptanmasını sağlayacaktır.

KAYNAKLAR
Willcox JK, Calignani GL, Lazarus S. Tomatoes and cardiovascular health. Crit Rev Food Sci Nutr 2003; 43: 1-18.
Rao AV, Agarwal S. Role of antioxidant lycopene in cancer and heart disease. J Am Coll Nutr 2000; 19: 563-569.
Agarwall S, Rao AV. Tomato lycopene and its role in human health and chronic diseases. JAMC 2000; 163: 739-744.
Arab L, Steck S. Lycopene and cardiovascular disease. Am J Clin Nutr 2000; 71: 1691S-1695S.
Giovannuci E. Tomatoes, tomato-based products, lycopene, and cancer: review of the epidemiologic literature. J Natl Cancer Inst 1999; 17: 317-331.
Durak İ, Biri H, Avcı A, Sözen S, Devrim E. Tomato juice inhibits adenosine deaminase activity in human prostate tissue from patient with prostate cancer. Nutr Res 2003; 23: 1183-1188.
Rahman K. Garlic and aging: new insights into an old remedy. Ageing Res Rev 2003; 2: 39-56.
Banerjee SK, Mukherjee PK, Maulik SK. Garlic as an antioxidant: the good, the bad and the ugly. Phytother Res 2003; 17: 97-106.
Fleischauer AT, Arab L. Garlic and cancer: a critical review of the epidemiologic literature. J Nutr 2001; 131: 1032S-1040S.
Durak İ, Yılmaz E, Devrim E, Perk H, Kaçmaz M. Consumption of aqueous garlic extract leads to significant improvement in patients with benign prostate hyperplasia and prostate cancer. Nutr Res 2003; 23: 199-204.

Sizin İçin Seçtiklerimiz