ORMANLAR VE BİYOÇEŞİTLİLİK

ORMANLAR VE BİYOÇEŞİTLİLİK HAKKINDA YAZI
Biyolojik zenginlik ya da biyolojik çeşitlilik, canlıların farklılığını ve değişkenliğini, içinde bulundukları karmaşık ekolojik yapılarla, birbirleriyle ve çevreleriyle karşılıklı etkileşimlerini ifade etmektedir.

Biyolojik çeşitlilik Gen, Tür ve Ekosistem olmak üzere üç hiyerarşik kategoriye ayrılır:
Genetik Çeşitlilik bir tür içindeki çeşitliliği ifade eder. Bu çeşitlilik belli bir tür, populasyon, varyete, alt-tür ya da ırk içindeki gen farklılığıyla ölçülür.


Tür Çeşitliliği belli bir bölgedeki, alandaki ya da tüm dünyadaki türlerin farklılığını ifade eder. Bir bölgedeki türlerin sayısı (yani o bölgenin “tür zenginliği”) bu konuda en sık kullanılan ölçüttür.
Ekosistem Çeşitliliği ise bir ekolojik birim olarak karşılıklı etkileşim içinde olan organizmalar topluluğu ile fiziksel çevrelerinin oluşturduğu bütünle ilgilidir. Ekosistem; kendisini topluluk düzeyinden ayıran, kendileri cansız olan fakat canlı topluluklarının oluşumunu, yapısını ve karşılıklı etkileşimlerini etkileyen yangın, iklim ve besin döngüsü gibi faktörleri de içerir.

Ekosistem düzeyindeki biyolojik çeşitliliğin korunması besin zincirinin (besin zinciri; güneş enerjisini yaşama dönüştüren bitkilerle başlar, herbivorlar (otobur), omnivorlar, karnivorlar (etobur) ve çürükçüller olarak sıralanır) ve enerji akışının korunmasını kapsar. Bu düzeyde, yalnızca türlerin veya türlerin oluşturduğu grupların değil, özelliklerin ve süreçlerin de korunması gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
ORMAN BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ
Saatçioğlu’na göre orman; “Çok sayıda bitki ve hayvan populasyonlarından oluşan bir yaşama ortaklığı (biozönose), yaşam birliği, ekosistem; hatta büyük bir canlı organizma” dır. Eraslan ise, ormanı; “…belirli yetişme ortamlarında varolan ve gelişen, ana elemanı ağaç ve ağaççık olmak üzere, diğer bitkisel ve hayvansal ve mineral elemanlardan oluşan, bu elemanlar arasında karşılıklı etkileri ve kendilerine özgü yaşama beraberliği olan bir doğa varlığı, topluma orman ürünleri ile diğer fonksiyon ve hizmetler sağlayan bir ulusal servettir” şeklinde tanımlamaktadır. Ayrıca hala Türkiye’de yürürlükte olan 6831 sayılı Orman Kanunu’nda ise “Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleri ile birlikte orman sayılır” denmektedir. Burada bilimsel orman tanımlarında dikkat çekmesi gereken şey; ormanın sadece ağaç ve ağaççıklardan ibaret olmayıp bir yaşam birliği olarak algılanmasıdır.
Önceleri ormanlara, odun hammaddesi kaynağı ve ormanların kesilmesi ile kolay bir şekilde sahip olunan arazi olarak bakan insanoğlunun bu görüşü zamanla değişmeye başlamıştır. Ormanların bundan başka birçok ekolojik değerinin de olduğu, daha sonra anlaşılmıştır. Bu durum anlaşıldığında Dünya ölçeğinde ormanların büyük tahribata uğradığı görülmüştür.
Orman Ekosistemi canlı ve cansız çevrenin aralarında bulunan karşılıklı ve dinamik ilişkiler nedeniyle doğal olayların bir düzen içinde gerçekleşmesinde ve tüm canlıların yaşam ve gelişimlerinin sağlanmasında önemli fonksiyonlar yüklenmektedir. Bu anlamda insan yaşamı için önemli olan koruma ve çevresel fonksiyonları içermektedir. İnsanların yüzyıllardır 600’den fazla kullanım yeri ile odun gereksinimini karşılayan ormanlar; ormansızlaşma, orman örtüsündeki değişmeler sonucunda ortaya çıkan çevresel etkilerden dolayı, diğer fonksiyonları nedeniyle dikkat çekmiştir. Toplum ormanın çevre koruma etkilerinin de farkına varmıştır.
Ormanlar; karasal ekosistemler içerisinde en büyük biyokütleye sahip, en yüksek düzeyde canlı-cansız organizasyona ulaşmış, ekosistemler yönünden en zengin öğeleri içeren, yerküredeki karbon ve su döngülerini en çok etkileyen karasal sistemlerdir. Bu bağlamda; orman ekosistemleri, var olmaları ya da yok olmaları ile tüm canlı ve cansız varlıkları etkileyebilen doğal varlıklardır. Doğal olarak, ormansızlaşma sorunu çevre sorunlarının en önemlilerinden birisidir.
Bunların farkına varan Türk Ormancıları ülkemizde ilk defa doğa korumacılığı ve korunan alan kavramını kullanmışlardır. Prof. Dr. Selahattin İNAL 1948 yılında yayınladığı “Doğa Koruma Karşısında Biz ve Ormancılığımız” kitabında ilk defa “Milli Park” deyimini kullanmıştır. Gene ilk milli parkımız 6831 sayılı Orman Kanunu’na göre ilan edilmiştir. Türkiye’de tür ve alan korumaya yönelik kanunlardan birisi olan 6831 sayılı Orman Kanunu’na göre ormanların planlanması, işletilmesi, korunması gibi orman yönetimine ilişkin esasları belirleyen, aynı zamanda muhafaza ormanları, muhafaza karakterli ormanlar, gen koruma ormanları ve tohum meşcereleri de belirleyerek biyolojik çeşitliliğin korunmasını sağlayıcı tedbirler alınmaktadır.
Uluslar arası gelişmelere paralel şekilde ormancılık mevzuatını yenileyen ülkemiz ormancılığı aynı zamanda bölgesel ve küresel süreçlere de aktif olarak katılmıştır.

ÜLKEMİZ DAĞ VE ORMAN BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ ORMAN BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİ
Türkiye’deki orman ekosistemi yarıdan fazlası bozulmuş (15.496.000ha) toplam 21.188.747 (Ülke genelinin % 27,2 ‘ si) hektar alanı kaplar. Yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlar Türkiye’de daha yaygındır. İğne yapraklı ağaçlara ise deniz seviyesinden ormanların bulunduğu en üst sınırına kadar olan tüm yüksekliklerde rastlanır. Ege ve Akdeniz bölgelerinde, çalılık ve makilerin yanı sıra, nemli, yarı-nemli iğne yapraklı ve kuru ormanlar (meşe, kara ve kızıl çam) da bulunur.
Topoğrafik yapısı, iklim ve toprak farklılıkları Türkiye ormanlarını bitki çeşitliliği açısından oldukça zengin kılmıştır. Özellikle relik ve endemik bitkilerin zenginliği Türkiye ormanlarının biyolojik çeşitlilik yönünden önemini daha da artırmaktadır. Bu zenginliğin temel nedenlerinden birisi dördüncü jeolojik zamanda meydana gelen iklim değişiklikleridir. Türkiye’deki bitki türlerinin yaklaşık üçte biri eski jeolojik dönemlerden kalmış olup çoğu endemiktir. Endemik türlerin çoğu Akdeniz Bitki Coğrafyası (özellikle de Toros Bolkar ve Nur dağlarında) ile İran-Turan Bitki Coğrafyası Bölgelerinde bulunmaktadır.
Türkiye’de orman habitatlarına ait gerek ekolojik gerekse de floristik kompozisyona dayalı çok sayıda ekosistem mevcuttur ve her ekosistemin işlevi az çok birbirinden farklıdır. Türkiye’nin sahip olduğu bu zengin orman ekosistemleri çok sayıda endemik bitki türüne, önemli kuş türlerine ve bir çok yaban hayatı türüne habitat sağlamaktadır. Yine bu ekosistemlerde tarımsal biyolojik çeşitlilik bakımından önemli olan bir çok kültür bitkilerinin yabanı akrabaları bulunmaktadır.
Akdeniz Bitki Coğrafya Bölgesi, Akdeniz’e kıyısı olan tüm yöreler ile Trakya’nın batı kısımlarını kaplar. Bu bölgelerde orman ekosistemleri toprak-iklim-bitki ilişkilerine bağlı olarak deniz seviyesinden itibaren dağların en yüksek kısımlarına kadar değişik vejetasyon serileri oluştururlar. Her vejetasyon serisinin içerisinde de diğer ekolojik parametrelere bağlı olarak farklı orman ekosistemleri gelişim gösterir.

Türkiye’de Akdeniz ikliminin etkili olduğu Akdeniz ikliminin görüldüğü Akdeniz ve Ege Bölgesinde 0-1000 metreler arasında “Sıcak Akdeniz ve Asıl Akdeniz Vejetasyon Katı” görülür ve bu katlar içerisinde, kserofil maki (Meşeler, Sandal, sakız, mersin, vb.) ekosistemi, kızılçam (Pinus brutia) orman ekosistemi, Halep çamı (Pinus halepensis) orman ekosistemi, günlük ağacı (Liquidambar orientalis) orman ekosistemi, servi (Cupressus sempervirens) orman ekosistemi, karışık meşe (Quercus cerris-Q.infectoria-Q.libani-Q.brantii) ekosistemi ve fıstık çamı (Pinus pinea) orman ekosistemleri görülür.
1000-2000 metreler arasında da “Üst Akdeniz ve Akdeniz Dağ Vejetasyon Katları” görülür. Bu yükseltiler arasında kara çam (Pinus nigra), toros göknarı (Abies cilicica), sedir (Cedrus libani), kayın-gürgen (Ostrya carpinifolia-Carpinus orientalis), karışık meşe (Quercus petraea- Quercus cerris-Qurcus trojana) orman ekosistemleri görülür. Ege Yüksek Dağ Ormanları ise Akdeniz’den farklı olarak kestane, kayın, ıhlamur, fındık, sarıçam, meşe ve kızılçam ağaçlarını içeren çoğu yerde karışık orman ekosistemleri bulunur.
2000 metreden sonra “Yüksek Dağ Akdeniz Vejetasyon Katı” bulunur. Bu kesimde karışık ardıç (Juniperus excelsa-Juniperus foetidissima) orman ekosistemi ile yastık formunda yarı çalı ve otsu bitkilerden oluşan Akdeniz yüksek dağ stebi ekosistemi yer alır.
İran-Turan bölgesi, Bitki Coğrafya Bölgelerinin en genişidir ve Orta Anadolu’dan başlayarak Moğolistan’a kadar uzanır. Bölgede karasal iklim ve step bitkileri baskındır. Bölge çok daha geniş bir alanı kapsamakla beraber, buradaki orman ekosistemleri kurak bölge orman ve yüksek dağ ekosistemlerini içerir. Belli başlıları; Step Ormanı (Ağaç)-İç Anadolu (Saçlı ve tüylü meşe, Karaçam, Ardıç:800-1500m), Kurak Karaçam, Meşe ve Ardıç Ormanları-İç Anadolu (Meşeler: <1200m; Karaçam:1000m-1500m; Sarıçam>1500m), Kurak Ormanlar -Doğu Anadolu meşe ormanlarıdır (meşe türleri <850m).

Avrupa-Sibirya Bitki Cografya Bölgesi Kuzey Anadolu’da boydan boya ve Trakya Bölgesinin Karadenize bakan kısımlarında uzanmaktadır. En yağışlı iklim bölgesidir, geniş kısmı ormanlarla kaplıdır. Bu bölgede; 1500m’nin altında Kurak meşe ve çam ormanları (Meşe, karaçam, Kızılçam) ile Çalı (maki-yalancı maki) formasyonunda orman ekosistemleri göze çarpmaktadır. 500-1200m arasında Yapraklı-ibreli Ormanlar (Kayın -Fagus orientalis-, Kestane-Castanea sativa, Gürgen-Carpinus orientalis-Carpinus betulus, kızılağaç -Alnus glutinosa-); 1000-1500m arasında Nemli-yarınemli İbreli ormanlar (karaçam, sarıçam-Pinus sylvestris, ladin-Picea orientalis, göknar-Abies nordmanniana-) bulunur. Özellikle doğu Karadeniz’in yüksek bölümlerinde ise karışık orman gülü (Rhododendron ponticum,Rhododendron luteum, Rhododendron ungernii, Rhododendron smirnowii), beyaz kumar (Rhododendron caucasicum) ve huş (Betula pendula ) orman ekosistemleri bulunur. Trakya ve Batı Karadeniz bölgelerinde taban suyunun yüksek olduğu düz alüviyal alanlarda longoz karışık orman (Fraxinus angustifolius-Qurcus robur –Fagus orientalis) ekosistemeleri bulunur.
Türkiye’deki büyük memelilerin çoğu orman ekosisteminde yaşar. Örneğin; ormanlar ayı (Ursus arctos), tilki (Vulpes vulpes), kurt ( Canis lupus), çakal (Canis aureus), vaşak (Lynx lynx), sırtlan (Hyena hyena), geyik (Cervus elaphus), çengel boynuzlu dağ keçisi (Rupicapra rupicapra), yaban keçisi (Capra aegagrus), yaban domuzu (Sus scrofa scrofa), porsuk (Meles meles), Ağaç sansarı (Martes martes), kirpi (Erinaceus europea), tavşan (Lepus capensis), gelincik (Mustela nivalis), sincap (Sciurus vulgaris) gibi memeliler; yılan, bukalemun (Chameleo chameleon), kertenkele (Lacerta agilis, L. armeniaca, L. parvula, L. derjugini, L. princeps, L. trilineata, L. viridis, Anguis fragilis), kaplumbağa (Testudo graeca) türleri gibi sürüngenler ile sülün (Phasianus colchicus), urkeklik (Tetraogallus caspius), Dağ horozu (Tetrao mlokosiewiczi), ağaçkakan (Dendrocopus sp.), gündüz yırtıcı kuşları (kartal türleri-Aquila sp., Pandion sp., atmaca türleri-Accipiter sp., tuygun türleri-Circus sp., şahin türleri-Buteo sp., doğan türleri-Falco sp., Pernis sp. v.s.), çeşitli gece yırtıcı kuşları (alaca baykuş-Strix aluco, kulaklı orman baykuşu-Asio otus, paçalı baykuş-Aegolius funereus v.s.) ile çok sayıda ötücü kuş türüne yaşama ortamı oluşturmaktadır. Bu türlerden Çengel Boynuzlu Dağ Keçisi (Rupicapra rupicapra), yaban kedisi (Felis silvestris), Kara Akbaba (Aegypius monachus), Şah Kartal (Aquila heliaca), Büyük Orman Kartalı (Aquila clanga) ve Küçük Orman Kartalı (Aquila pomarina) gibi türler uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmış orman faunası türlerindendir.
DAĞ BİYOÇEŞİTLİLİĞİ
Dağ ekosistemleri, ülkemizin topoğrafik yapısındaki değişkenlik ve denize olan uzaklıklar gibi etmenlere bağlı olarak hem farklı orman florasını ve hem de pek çok hayvan türüne yaşam ortamı sağlamaktadır. Ekosistem çeşitliliği açısından ise dağlar; alpin çayırlar, subalpin çayırlar, hareketli yamaç, dikenli yastık formasyonu stebi gibi alt ekosistemlere ayrılırlar ve her ekosistemin floristik kompozisyonu birbirinden farklıdır. Yukarıda orman biyolojik çeşitliliği altında verilen fauna türleri bir çok dağ ekosistemi için de geçerlidir. Ancak dağ ekosistemleri için fauna ve flora envanter çalışmaları yeterli olmadığı için detaylı bilgi vermek zordur.
Akdeniz Bölgesi yüksek dağ ekosistemi özelliği gösteren 25’in üstünde önemli dağ içermektedir. Bunu 19 dağ ile İran-Turan biyocoğrafik bölgesi izlemektedir. Avrupa-Sibirya biyocoğrafik bölgesinde ise 11 önemli dağ ekosistemi bulunmaktadır. Dağlar; kuşlar, bitkiler, ekonomik öneme sahip türler ve yaban hayatı yönünden önemli yaşam ortamlarını içermektedir. Bu dağ ekosistemlerinin çoğunda var olan toplam tür ve endemik sayısı bilinmemektedir. Bilinenler içinde, Bolkarlar, Amanos ( Nur) Dağları, Munzur Dağları, Sultan Dağları ve Tecer Dağları en çok endemik bitki türü içeren dağ ekosistemleridir.

DAĞ VE ORMAN BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİNİ TEHDİT EDEN FAKTÖRLER VE SEBEPLERİ

Dağ ekosistemleri sulak alan, orman ve step ekosistemlerini içerdiğinden bu ekosistemler üzerindeki baskılar dağ ekosistemleri için de tehdit oluşturmaktadır. Bunların yanı sıra Türkiye dağ biyolojik çeşitliliğinin azalmasına yol açan faktörler;
         Dağ ekosistemlerinde bulunan ormanların hem ekosistem hem de tür seviyesinde taşıma kapasitesi dikkate alınmadan aşırı kullanılması (avcılık, otlatma, kereste üretimi, ziyaretçi, orman içi yapılaşmalar vb),
         Atmosferik kirlilik ve küresel iklim değişikliğinin etkileri,
         Orman içinde ve yakınında yaşayan nüfusun tarıma ve orman ürünlerine dayalı yaşam şekillerinden kaynaklanan baskılar (hayvancılık, kontrolsüz kullanım, tarla açma ve orman yangınları) ve alternatif gelir getirici programların yetersizliği,
         Turizm teşvikleri ile artan yapılaşmalar, yayla turizmi, arkeolojik alanlardaki aşırı ziyaretçi sayısı ve taşıma kapasitesi üstündeki diğer turistik etkinlikler,
         Yabancı türler,
         Ekonomik değere sahip doğal bitkilerin aşırı toplanması;
         Yanlış madencilik aktiviteleri;
         Yanlış ve bilinçsiz ağaçlandırma yapılmasıdır.

Türkiye’deki orman ekosistemlerinin yarıdan fazlası tahrip edilmiştir. Türkiye orman ekosistemlerindeki biyolojik çeşitliliğin azalmasına yol açan faktörler;
         Ormanların hem ekosistem hem de tür seviyesinde taşıma kapasitesi dikkate alınmadan aşırı kullanılması (avcılık, otlatma, kereste üretimi, ziyaretçi, orman içi yapılaşmalar vb),
         Atmosferik kirlilik ve küresel iklim değişikliğinin etkileri,
         Orman içinde ve yakınında yaşayan nüfusun tarıma ve orman ürünlerine dayalı yaşam şekillerinden kaynaklanan baskılar (hayvancılık, konrolsüz kullanım, tarla açma ve orman yangınları) ve alternatif gelir getirici programların yetersizliği,
         Turizm teşvikleri ile artan yapılaşmalar, yayla turizmi, arkeolojik alanlardaki aşırı ziyaretci sayısı ve taşıma kapasitesi üstündeki diğer turistik etkinlikler,
         Yabancı türler,
         Ormanlık alanların orman rejimi dışına çıkarılması,
         Tarım arazisi elde etmek için ormanların tahribi,
         Orman yangınları,
         Böcek tahribi,
         Bitki-hayvan örneklerinin kontrolsüz toplanmasıdır.

Dağ ve orman biyolojik çeşitliliğinin korunmasını zorlaştıran etmenler ise şunlardır:
Kurumsal, yasal ve diğer yetkinliklere rağmen orman içi ve yakını nüfusun tarıma ve orman ürünlerine dayalı yaşam şekilleri (hayavancılık, konrolsüz yararlanma, tarla açma ve orman yangınları) ve alternatif gelir getirici programların yetersizliği nedeni ile bir çok dağ ve ormana ait ekosistemlerde etkin koruma sağlanamamaktadır.
Turizm etkinliklerinin yoğun olduğu yerlerde bulunan orman ve dağlara ait ekosistemlerinde ÇOB ile Kültür ve Turizm Bakanlığı arasında eşgüdüm eksikliği koruma çalışmalarının etkin yapılamamasını neden olmaktadır. Eşgüdüm sağlanamayan konuların bazıları; orman ve dağ eksosistemlerinde artan yapılaşmalar, yayla turizmi, arkeolojik alanlardaki aşırı ziyaretçi sayısı ve taşıma kapasitesi üstündeki diğer turistik etkinliklerdir.
Orman içi ve dağ meralarda ÇOB ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığı arasındaki eşgüdümsüzlük yüzünden koruma çalışmaları etkin olamamaktadır.
Orman ve dağ ekosistemlerindeki aromatik, tıbbi ve diğer ekonomik önemde olup da orman dışı ürünlere ait gen kaynakları ÇOB ile Tarım ve Köyisleri Bakanlığı arasında eşgüdüm ve yardımlaşmayı gerektirmektedir.
EKSİKLİKLER VE İHTİYAÇLAR

         Dağ ve orman biyolojik çeşitliliğinin korunması ve sürdürülebilir kullanım önündeki en büyük engel, biyolojik çeşitlilik ile ilgili çalışmalarda kurumlar arası yeterli eşgüdümün olmaması, envanter çalışmalarının tamamlanmamış olması, ulusal veri tabanı ve izleme biriminin kuruluş aşamasında olması, ilgili kurumlarda uzman ve teknik personel kapasitenin yetersizliği ve en önemlisi de yeterli kaynak bulunamaması gösterilebilir.

         Korunan alanların ülke yüzölçümüne olan oranı geçen yıllarda artmasına rağmen hala yetersizdir. Korunan alanlar ve önemli bir çok dağ ekosistemine ait biyolojik çeşitlilik envanter çalışması tamamlanamamıştır.

         Planlama ve programlamadan uygulamaya kadar uzanan biyolojik çeşitliliği koruma eylemlerinin finansmanı, ilgili kuruluşların bütçelerinde düşük bir öncelik sırasına sahiptir.

         Dağ ekosistemleri ile yüksek step ekosistemleri içinde biyolojik çeşitliliği koruma ile entegre işletme ve koruma planları yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

         İlgili kurumlar arasında yeterli seviyede eşgüdüm sağlanamaması sonucu, turizm etkinlikleri biyolojik çeşitliliğe zarar vermekte, otsu ve odunsu genetik kaynakların korunması ve ekonomiye kazandırılması gibi sürdürülebilir kullanıma yönelik hedeflerin gerisinde kalınmaktadır.

         Teknik açıdan kalifiye/uzmanlaşmış personel yetersizliği, Türkiye’deki koruma programlarının önündeki en önemli kısıtlayıcı etkenlerden biridir. Hükümetlerin istikrarsız personel tahsisi politikaları, personelin sık sık farklı bölgelere kaydırılmasına ve dolayısıyla belli bir bölge ya da konu üzerinde uzmanlaşabilmesi için yeterli zamana sahip olamamasına yol açmaktadır. Özellikle biyolojik çeşitliliğin yüksek olduğu kırsal kesim ve koruma alanlarında alan çalışması yapabilecek kalifiye personel yetersizliği, tüm bakanlıkların karşılaştığı önemli bir sorundur.

         Biyolojik çeşitliliği koruma hedeflerinin orman amenajman planlama süreciyle ve işletme planlarıyla bütünleştirme çalışmalarının yaygınlaştırılması ve benzer uygulamaların orman dışı ürünleri de kapsayacak şekilde uygulanması gerekmektedir. Plan uygulayıcılarına bu konuda teknik eğitim sağlanmasına ihtiyaç vardır.

Sizin İçin Seçtiklerimiz