MENOPOZ HAKKINDA BİLGİLER

Birçok doğu kültüründe menopoza aynı doğum gibi kutlanacak bir evre gibi bakılır. Ancak batıda ne yazık ki menopoz kadınlığın olgunluk ve bilgelik halinin derin bir güç kazandığı bir dönem olarak düşünmek yerine reddedilen utanılan bir dönem olarak tedavi edilmesi gereken bir dönem olarak görülmüştür. Bu dönemi yeni bir farkındalık ve kişisel gelişmeniz olarak görmek bu dönemi daha kolay geçirmenizi sağlayacaktır.

Menopoz, doğru anlamı ile son adet, sonrasında 12 ay adet görülmemesi ile tanımlanmış olur. Bu “son” adetten önce ve sonra vücutta farkında olduğunuz veya olmadığınız birtakım değişiklikler meydana gelir. Menopoz kadın hormonu olan östrojen ve progesteron seviyesi düştüğü ve vücudunuz yumurta üretmeyi durdurduğu zaman meydana gelir.Menopozun ameliyat sonucu (yumurtalıkların alınması) veya doğal olarak meydana gelmesi arasında sonuçları açısından fark yoktur.
1.1. Pre-menopoz
Pre menopoz dönemi, hala yumurtlama süreci devam ederken semptomlar ve menapoz işaretlerini yaşamaya başladığınız döneme denir. Sıcak basmaları, adet düzensizlikleri görülebilir. Menopoza girmeden yıllar önce (7–10 sene) FSH hormonunda seyrek olarak yükselmeler tespit edilebilir. Zaman içinde bu yükselmeler daha sık olmaya başlar. FSH yüksekliğinin değeri arttıkça yumurtalıklardan yumurta geliştirme kapasitesinde azalma olabilir.

 Postmenapoz

postmenapoz dönemi ise en son ki adet kanamasının üzerinden 12 ay geçtikten sonra başlayan dönemdir. Ve bu dönemde yumurtalıklar estorejen veya progestoron hormonu salgılamaz.(FSH: Hipofizden salgılanan bir hormondur. Erkekte ve dişide benzer bir protein yapısı taşır. Lütein yapıcı hormonla (LH) beraber yumurtalığın ve erbezlerinin işlevlerine katkıda bulunur. Kadınlarda yumurtalık faliküllerinin olgunlaşmasını, erkekte spermalozoonların üretimini ve olgunlaşmasını yapar.)
ERKEN MENOPOZ

Bunların dışında birde erken menopoz yani prematüre menopoz dediğimiz bir dönem vardır. Kadınların %1 ‘i 40 yaşından önce menopoza girebilmektedir. Uzmanlar özellikle kanser hastalarının, kemoterapi, veya herhangi bir ciddi hastalık geçirmiş kadınlarda erken menopozun görülebileceğini söylemektedirler. Erken menopozun bir diğer nedeninin doğuştan gelen bazı bozuklukların, tiroid hastalığının ve diyabetin neden olabileceğini söylemekteler. Bir diğer araştırmada ise aynı yumurta ikizlerinin erken menopoz oranı diğer kadınlara oranla oldukça yüksek bulunmuştur. Bunun nedenleri ise henüz anlaşılamamıştır.
Doğum ve Kadın Hast. Uzmanlarınca 2–3 aydır adet görmeyen ve çeşitli belirtileri olan bir bayanda muayene  ve bazı laboratuar tetkikleri yapılarak menopozda olup olmadığı saptanabilir.

Doktorlar kadınların yaklaşık 400.000 yumurta ile dünyaya geldiğini belirtiyorlar. Yumurtaların azalması süreci 38 yaşında genellikle başlamaktadır. Ve bu 38–40 yaşında kadınlar da ortalama 5000 ila 10.000 yumurta kalmaktadır.52 yaşına gelindiğinde bütün yumurtalar biterek hücreleri çevreleyen estorejen ve progesteron hormonları yok olmaktadır. 

MENOPOZ BELİRTİLERİ:

 KLASİK BELİRTİLER LOKAL BELİRTİLER UZUN DÖNEM SONUÇLARI
Düzensiz Kanamalar Cinsel Organ Hastalıkları Kemik Kayıpları Osteoporoz
Sıcak Basmaları, Gece Terlemeleri, Çarpıntı Ağrılı Cinsel İlişki Osteoporotik Kırıklar
Baş, Eklem, Kas Ağrıları İdrar Yolları Hastalıkları Kalp Hastalıkları
Depresyon, Cinsel İsteksizlik Cilt Kuruluğu Alzheimer Hastalığı

Hararetlenme, Sıcak basması:
 
Birçok kadında bu durum farklı şiddetlerde yaşanır. Fakat hepsi için ortak olan nokta, bir dakika boyunca yüksek sıcaklığa maruz kalma ve titreme hissidir. En yaygın olan belirtilerden biridir. Neredeyse kadınların% 80’inde menopoz öncesi dönemde görülmekte olan bu belirtiyi özellikle göğüs çevresinde ani bir ateşlenme şeklinde sanki hızlı bir nabız atışı gibi oluşmaktadır. Yüzde kızarma ve boyna ve kollara yayılarak devam etmesi şeklinde başlar. Başlangıcı gibi yok olması da çok çabuk olabilir. Genellikle terleme ve vücutta serinlik hali baş gösterir.

Tam olarak sıcak basmalarının nedeni bilinmemektedir. Bazı görüşlere göre beyinde bulunan hipotalamusun bu konuda önemli bir rolü olduğunu söylerken diğer bir görüş ise hormonal dalgalanmaların damarları ve sinir uçlarını etkilediği ve bunun da damarları fazlasıyla çok açtığı ve sıcak ıslak bir his yarattığı şeklindedir.

Kundalini ile de sıcak basmalarının bir ilişkisi olabileceğini araştıran bazı kişilerde olmuştur. Kundalini enerjisi Çin, Tibet, Budizm, yunan, İrlanda gibi birçok farklı kültürde var olduğuna inanılan bir enerjidir. Kundalini enerjisi sıcak, güçlü ve çok büyük bir enerjidir ve herkesin içinde bulunmaktadır. Kundalini kök çakrada uykuda olduğu düşünülür. Kadınlarında her tür menopoz ve üreme fonksiyonlarının bulunduğu alanda bulunur.

Eğer kundalini defalarca serbest kalırsa ki menopoz döenminde böyle olduğu düşünülmektedir. Sinir sisteminde, endokrin ve dolaşım sisteminde değişikliklere yol açacaktır.

Çocukken, kundalini enerjisine sahibiz ancak, aslında bu enerji bedenin dışındadır. Ergenlikle birlikte 2 kapaklı enerji kapısı açılır ve kundalini yerden kök çakraya çıkar ve oraya yerleşir. Kız, kadın olur. Kundalini yumurtalıkları ve pelvis hücrelerini yeni bir yaşam yaratmak için hazırlarBu saklı kundalini enerjisi duyguları ve hisleri kuvvetlendirir. Güçlü duyguları açığa çıkarır ve yaratıcılığın dışa vurumunu sağlar. Eğer hamilelik oluşursa hamilelik sırasında ve doğumda da kundalini iş başındadır. Eğer yumurta döllenmezse kundalini aylık regl periyodlarıyla kanla dışarı çıkar.

Menopozda kök çarkanın bir kapağı (nadisi) kapanır. Anne artık yaşlı bir kadın olmuştur. Açık kapılar kundalinin akmasına izin verirken kapalı olan çıkmasına izin vermez. O zaman işte kundalini çıkış yolu bulamadan rahimde toplandığı için birçok kadında idrar kaçırma, kalça kırıkları, libido düşüklüğü veya kaybı, vajinada kuruluk gibi menopoz belirtileri başlar.

Ancak eğer kundalini hareket edip omurgadan yukarı doğru çıkarsa o zaman çiş tutamama yerine aydınlanma, kırıklar yerine esneklik, halsizlik yerine canlılık dirilik, kuruluk yerine coşkunluk hali gerçekleşir. Bu durumda halk içinde tabir edilen etkiyi yani sıcak basmalarını ortaya çıkarmaktadır.

Isırgan otu kundalini enerjisinin kullandığı mineral ve proteinleri yerine koymaktadır. Ayrıca böbrekleri ve böbrek üstü bezlerini güçlendirerek, daynıklılığı arttırır sıcak basmalarının etkisini oldukça azaltmaktadır.

Sıcak basmasını en rahatlatan teknik olarak cooling nefes teknikleri uygulanabilir. Ayrıca canlandırıcı ve kuvvetlendirici asanaların yapılması uygun olacaktır. Ayrıca herhangi bir heyecan veya gerginlik sıcak basmasına neden olabilir o yüzden propları-battaniye, bloklar, sandalye gibi- kullanarak bedenin desteklenmesi ve asanaların bu şekilde yapılması büyük kolaylık ve fayda sağlayacaktır.

Gece terlemeleri

Bunlar gece meydana gelen yüksek ateşlerdir. Uyku rahatını bozabilir.

2.3Düzensiz, yetersiz ve ağır aybaşları

Bu, yaklaşan menopoz için ortak bir belirtidir, fakat daha da kötüsü menopoz dışındaki bazı durumların (örneğin, polip ya da tümörler) neden olduğu düzensiz ve ağır kanamalardır

 Kuru ya da kaşıntılı cilt

Yaşın ilerlemesiyle, cilt yaşlanmaya başlar ve oksijensiz kalan cilt için nemi hapsetmek zorlaşır. Bu da cildin kurumasına neden olabilir.

Ağrı ve acılar

Düşük seviyedeki östrojen baş ağrıları ve acıların artmasına neden olabilir. Bunlar eklem ve kas ağrılarından sırt ya da baş ağrılarına kadar çeşitlenebilir.

 Kansızlık

Buna düşük seviyedeki östrojen neden olur, fakat uyku rahatını bozacağı gibi gece terlemeleri ile de şiddetlenebilir. Sıkıntı ya da depresyonda birer faktör sayılabilir.

Yorgunluk ve uyuşukluk

Gece terlemelerinden dolayı uykuda meydana gelen eksiklik gün boyunca yorgun hissetmeye neden olur. Gece terlemelerinden sonra yorgunluk kadınların en çok şikâyet ettikleri ikinci belirtidir. Özellikle yorgunluğa birde depresyon ve laterji (bilinç uyuşukluğu) de eşlik ediyorsa oldukça can sıkıcı olabilir. Günlerce haftalarca süren bitkinlik, uyuşukluk hali adrenal bezlerinin azalması ve görevini yapmamasından kaynaklanmaktadır. Nazik arkaya eğilmeler göğsü ve kalbi açtıkları için oldukça faydalı olacaktır. Ayrıca bu hareketlerde yenilenmiş enerjiyi, kararlılığı ve neşeyi de beraberinde hayatımıza çekeriz.

 Mesane problemleri

Bunlarda sistite ya da diğer mesane enfeksiyonlarına ve idrar tutamama stresine dair aşırı hassasiyet söz konusudur. İdrar tutamama stresine pelvis boşluğundaki kas ve doku elastikliği kaybı neden olur. Bazı kadınların aynı zamanda mesane kapasitesi azalır.

Vajina esnekliğinin kaybı

Vajinal çeperin incelmesi, kuruması ve elastikliğini kaybetmesi sebebiyle ilişki rahatsız edici ya da acı verici hale gelebilir.

 Duygusal belirtiler

Ruh halindeki sapmalar her an ağlamaya hazır olmaktan, asabilik ve depresyona kadar farklı şekillerde ortaya çıkmaktadır. Depresyonun menopozdan hemen önceki yıllarda kendini göstermesi, özellikle geçmişte PMS yani adet öncesi gerginlik sendromu (premenstrual sendrom) yaşandıysa muhtemeldir. Ayrıca Loğusa depresyonu geçirmiş kadınlarda da menopoz döneminde depresyon görülme riski daha yüksektir.
Bir insan yoğun stres altındayken kalp atışı hızlanır, sindirim sistemi kasları yavaşlar ve stresi azaltmak için beyne daha fazla kan gitmeye başlar. Stres azalmaya başlayınca benden tam tersini yapar ve dengeye gelmeye çalışır. Öne eğilmeler,(uttanasana ve prasarita Padottansana gibi) baş desteğiyle birlikte yapıldığında dikkat dağınıklığını azaltarak, dışarı karşı olan duyuları ve çakraları kapatan bir kapanma hareketi olduğu için zihinsel gerginliği azaltacak ve stresi engelleyecektir.

 Panik ataklar

Kendinizi çoğunlukla huzursuz hissetmeniz çarpıntı, nefes darlığı ya da baş dönmesi gibi panik atak belirtilerine öncülük edebilir. Ayrıca duygusal gelgitler yaşanması da olası belirtiler arasındadır. Yoga yaparak bilmeliyiz ki bedenimizdeki her değişiklik ve gelişme duygu ve düşüncelerimizde davranışlarımızda bir fark yaratacaktır. Bazen duruşumuzdaki ufacık bir değişim duygu, düşünce dünyamızdaki karanlık bir yeri aydınlatacaktır. Arkaya eğilmeler böbrek üstü bezlerine masaj yaparken ciğerleri ve kalbi açarak daha bol oksijen alımını sağlamaktadır. Ayrıca birçok yoginin keşfettiği üzere omuz ve baş duruşlarının depresyona oldukça iyi geldiği bilinmektedir. Her şeyi olduğu gibi baş aşağı döndürmek duygusal varlığımızı olumlu yönde etkilemektedir.

Zayıf hafıza ve yoğunlaşma

Östrojen beyinde sinir hücrelerinin yaşamsal işlevinde rol oynadığı için miktarındaki azalma konsantrasyonda belli belirsiz düşmeye neden olur. Yoga sayesinde birçok kadın zihinlerini daha kolay berraklaştırmayı öğrenmiş ve uykusuzluk ve endişeyle artan bu durumlarını biraz olsun olumlu hale getirebilmişlerdir. Burada da depresyon ve panik ataklarda olduğu gibi arkaya eğilmeler omuz ve baş duruşları yardımcı olmaktadır.

Ayrıca Adho Mukha Svanasana (köpek)pozu beyne kan göndererek nefeste farkındalığı arttırmaya yardımcı olmaktadır. Son olarak söylemek gerekirse savasana (ceset pozu ) da sinirleri gevşeterek zihni rahatlatan duruşlardan biridir

Uykusuzluk

Omuz ve baş duruşları beden enerjisini topraklayıp, fazla endişe ve gerginliği yakarlar. Dinlendiren duruklarda ise derin bir dinlenmeyi teşvik etmektedir. Uykusuzluk için gece uykuya dalmada güçlük yaşanıyorsa özellikle nadi shothana enefesi tekrar uykuya dalmayı kolaylaştıracaktır.

Cinsel isteğin azalması

Bazı kadınlarda menopoz süresince ya da menopozdan sonra seksten uzaklaşma soğuma görülebilir. Buna kadın hormonlarının seviyesindeki düşüş, yorgunluk, acı ya da rahatsızlıkla sonuçlanan vajinal kuruluk neden olabilir.

BELİRTİLERİN NEDENLERİ:

Beyindeki stresi azaltmaya yarayan sinirler her zamankinden daha az progestoron hormonu algıladığı için birçok kadın çok daha stresli, depresif ve endişeli olabilmektedir.

Menopoz dönemi, adet bozuklukları ve sonunda âdetin tamamen kesilmesi dışında, başka bir belirti ve rahatsızlık hissetmeden geçirilebilir. Ancak bu kadınların oranı tüm menopozdaki kadınların sayısı ile karşılaştırıldığında, yalnızca %24 olarak bulunmuştur. Adet düzensizlikleri, yumurtalıklardaki hormon üretiminin azalmasına bağlıdır. Azalan hormon üretiminin ısı merkezlerini etkilemesiyle, adet düzensizliklerini takiben genellikle sıcak basması, gece terlemesi gibi rahatsızlıklar ortaya çıkmaktadır.
Tipik olarak kadınlar menopoza girmeden 6 yıl önce menopoz belirtilerini yaşamaya başlarlar. Genellikle son adet kanaması bittikten bir veya birkaç yıl daha süren bu semptomların görülme derece ve sıklıkları değişse de genlikle aynıdır. Kemiklerin sağlığı ve vajinal kuruluğun olmaması için kadınların estrojen hormonuna ihtiyaçları vardır. Böbreklerin üstünde bulunan adrenal bezleri erkek hormonlarını düşük seviyede salgılayarak, oldukça önemli bir rol üstlenirler.
Kadından kadına değişmekle beraber bu menopozal geçiş 10–15 yılda tamamlanır ve genellikle 65 yaşında klimakterik belirtiler artık kaybolur. Yukarıda sayılan ve yaşam kalitesini  olumsuz etkileyebilecek belirtiler, kadınlık hormonları olarak adlandırılan Östrojen ve Progesteron’un yumurtalıklardan salgılanmasındaki azalmalar ve takiben kesilmesiyle ortaya çıkmaktadır. Östrojen hormonun vücudu şekillendirmede ve hamileliğe bedeni hazırlamada büyük rol oynayan bir hormondur. Bu hormonun vücutta az üretilmesi, bu hormona ihtiyaç duyulan bölümlerinde tepkiler olmakta ve bunlarda semptomları oluşturmaktadır.
MENOPOZDA KEMİK ERİMESİ (OSTEOPOROZ)

Osteoporoz, iskelet sisteminin bir hastalığıdır. Kemik yoğunluğunun ve mineral içeriğinin azalmasıyla karakterizedir. İskelet sisteminin gücünün azalmasına bağlı olarak kırık riski hızla artmaktadır (Şekil 1–2). ABD’de yapılan bir araştırmada osteoporozun 25 milyon insanı etkilediği ve yılda 1,3 milyon kırık vakasının sebebi olduğu saptanmıştır. Yapılan diğer bir araştırmada ise osteoporozun İngiltere’de yılda 200 bin kırığa sebep olduğu bulunmuştur. Tüm dünyada ise 200 milyon insanın osteoporozdan etkilendiği tahmin edilmektedir. Özellikle yaşlı popülâsyonun büyük risk altında olduğu osteoporozun, menopoz sonrası kadınlarda görülme sıklığı yüksektir.
İlk 5–8 yılda kemik kaybı ortalama yılda %4–8 iken daha sonra kısmen azalarak kadın her yıl kemik dokusunun yaklaşık %1’ini kaybeder ve 75 yaşına geldiğinde ortalama olarak 35 yaşındaki kemik dokusunun %30’unu kaybetmiş olur. Bunun bağlı olarak menopozla beraber hızla artan kemik erimesi sonucu sessiz omurga kırıklarıyla bel ağrıları, boyda kısalma ve kamburluk ortaya çıkar. Menopozdan sonra bir kadında boy 65 yaşına kadar ortalama 4 cm, 75 yaşına kadar 9 cm kısalır. Omurga kemiklerindeki çökme kırıklarına bağlı olarak ortaya çıkan kamburluk ve göğüs kafesinin kemik yapısının bozulması sonucu hastada solunum sıkıntısı gelişebilir. Kadınlar menopozda çarpma düşme sonucu kalça, el bileği ve diğer kemik kırıklarına da daha kolay maruz kalabilirler.
Osteoporoza bağlı kırık tipleri
Osteoporoza bağlı kırıklar genellikle omurga, kalça veya önkolda meydana gelmektedir. Özellikle kalçada meydana gelen kırıklarda hastaların %50’si hastanede yatmak zorunda kalır. Genel olarak kalça kırığı sonucu ölüm oranı %5–20 arasındadır.
Postmenopozal osteoporoza bağlı omurga kırıkları ise daha sessiz seyretmekte ve genellikle hissedilen sırt ağrılarının sebebi olarak ortaya çıkmaktadır.
 Osteoporoz Teşhis Yöntemleri
Yapılan çalışmalar kemik yoğunluğu ölçümlerinin kırık riskini belirlemek için iyi bir yöntem olduğunu göstermektedir. Bazı biyokimyasal yöntemler kemik yapımı ve yıkımı ile ilgili bilgiler vermektedir.
Osteoporoz Risk Faktörleri
Osteoporoz doğal olarak her bireyde aynı şekilde ortaya çıkmamaktadır. Belirli bazı faktörler Osteoporoz oluşumunda rol oynamaktadır. Bu risk faktörleri aşağıda listelenmiştir.

Osteoporoza iyi gelen duruşlar Trikonasana, Urdvha Mukha Svanasana, Adho Mukha Svanasana, Setu Bandhasana, Janusirsasana, Paschimottanasana, Navasana, Marichyasana, sarvangasana ve halasana duruşları düzenli uygulandığında oldukça faydalı olur.
Günümüzde menapoza tıbbi bakış:
Stres hormonal değişiklikler ve kendini geliştirme isteği kadınların her daim sağlıklı kalmaları gerektiğinin en önemli nedenleri. Kadınların fiziksel veya ruhsal anlamda stresle başa çıkabilmesi ne kadar sağlıklı olduklarına bağlı olmaktadır. Menapozda oluşan bir çok semptom kadınları günlük hayattan koparabilmekte. Üstelik birde yıllardan beri süregelen kadınların her daim güzel kalması, güzel görünmesi zorunluluğu kadınları daha da büyük stres altına sokmaktadır. Menapoz dönemi kadınların beklide en hassas dönemi olarak tanımlanabilir. Ancak menapoz her kadının doğal yaşam süresince yaşaması gereken bir süreçtir. Menapozun bir hastalık gibi algılanmaması doğal biyolojik bir süreç olarak algılanması gerekir. Ancak özellikle ülkemizde olmak üzere tıpta hormon tedavisine başvurulmaktadır.
Hormon Replasman Tedavisi (HRT):
HRT olarak adlandırılan yerine koyma tedavisinde amaç; hormonal eksikliği gidererek, buna bağlı rahatsızlıkların ortaya çıkmasını önlemek, varolanların gerilemesini sağlamaktır.
Hormon Replasman TedavisiKadın yaşamındaki, hormonal etkilerle oluşan dönemler yukarıdaki grafikteki gibidir. Hormon Replasman Tedavisi (Kısaca HRT olarak anılacaktır) Klimakterik dönemdeki (son adet öncesi ve sonrasını içine alan dönem) kadının düşük östrojen ve progesteron seviyelerini, belirtileri giderecek seviyelere getirmeyi amaçlayan bir yerine koyma tedavisidir.
HRT ilk kez 1966’da Fizikçi Robert Wilson tarafından ortaya atılmış ve popüler olmuştur. Estorejenin kontrolüyle sıcak basmaları, bitkinlik yorgunluk hali ve sinirlilik gibi birçok semptom kontrol edilebilecekti. Bu yeni tedavi o dönemde birçok kişi tarafından desteklenmişti.
1970’lere gelindiğinde ilk kara bulutlar dolaşmaya başlamıştı. New England tıp dergisindeki 2 büyük çalışmanın sonucunda HRT’nin rahim kanseri riskini artırdığı tespit edilmiştir. İlaç firmaları bu gelişmeler üzerine estorejen hormonunu başka hormonlarla karıştırdıkları başka ilaç tedavileri geliştirdiler. Estorejen hormonu ve progesteronu karıştırdılar.80’lere gelindiğinde ise etorejen-progestoren karışımının aynı zamanda kalp krizi riskini azalttığı ostropoz ve hatta Alzheimer’e karşı koruyucu bir etkisinin olduğu keşfedildi. Bütün bu çalışmaların yanında araştırmalar estorejen içeren her tür ilacın göğüs kanserini tetiklediği ortaya çıktı.
93 yılında 1600 menopoza girmiş kadın arasında araştırma yapıldı ve bir kısmında HRT tedavisi uygulanırken bir kısmında uygulanmadı ve 8 yıl sonra araştırma oldukça ciddi sonuçlar verdi. Kalp krizi riskinin arttığı ve felç olma riskinin bile bulunduğu ortaya çıktı. Bütün bunlara göğüs kanseri riskini de eklediğimizde bilim adamları oldukça kritik bir noktaya gelmişti. Hrt menopoz sonrası kadınlarda ciddi bir tehdit oluşturuyordu.2002 yılında dünya sağlık örgütü kadınların HRT almaması gerektiğini açıkladı.
Şu anda bilim adamaları başka tür hormonları araştırıyorlar ve özellikle bitki bazlı estorejen gibi hormonların sağlığı tehdit edip etmediğini araştırıyorlar. Ayrıca şimdilerde merak edilen daha genç kadınlarda HRT tedavisinin etkilerinin nasıl olacağı.

Sizin İçin Seçtiklerimiz