Heykel, Tablo, Mimari ve Fotograf Örnekleri Hakkında Yazı

Seramik hakkında genel bilgiler
Heykel

Klasik dönemin heykel sanatını incelemenin en zor yönlerinden biri ele geçen heykellerin sayısının az olmasıdır. Genellikle değerli malzeme ile yapılan bu heykeller sonraki dönemlerde malzemeleri için tahrip edilmişlerdir. Bu durumda bilimadamları ancak heykellerin sonradan yapılmış mermer kopyalarına bakarak heykel sanatı hakkında fikir edinmek zorunda kalmışlardır.

Heykel sanatının bu derece önem kazanmasının sebebi ise Yunanlıların “İnsan herşeyin ölçüsüdür” sözüne inanmaları ve dolayısıyla tanrılarına insansı tasvir etmeleridir. Üstelik tanrıların kusursuz olması gerektiği düşüncesi de heykellerin etkileyici olmasına yol açmıştır.

Aynı mimaride olduğu gibi heykelde de daha erken dönemlerden itibaren standartlar oluşturulmuştur. Tüm insanlar heykellerde on beş-on altı yaşlarında genç delikanlı, yetişkin bir insan oranlarında yapılmış genç adam, sakallı ve kaslı olgun erkek, zarif genç kadın ve sakin olgun kadın gruplarından birinde gösterilmeye gayret edilmiştir. Bu sınıflandırma esasen arkaik dönemde geçerli olmuştur.

Arkaik dönem heykellerinin çoğunda görünüm donuk ve serttir. Sonraları ise heykeltraşlar bronz, fildişi, altın gibi daha kolay işlenebilir malzemeler ve gelişen teknikler sayesinde her an canlanacakmışcasına başarılı heykeller yapmaya başlamışlardır. Zamanla heykellerin duruşundan ve yüzlerinden duygu bile okunabilir hale gelmiştir.

Yine aynı mimaride olduğu gibi Klasik dönem heykelinde de orantı çok önem vermişlerdir. İnsan vücudundaki oranlar aritmetik olarak hesaplanmıştır. Örneğin başı tüm gövde boyunun yedide biri, ayak avuç içinin üç katı, ayaktan dize kadar olan mesafe avuç içinin altı katı olmalıdır.

Mimari

Her ne kadar Karanlık Çağlar diye adlandırılan dönemi de içeriyorsa da M.Ö. 1100 ile M.Ö. 700 yılları arasında kalan zaman dilimi,Yunan sanatında sonraları klasik sayılacak eğilimlerin temellerinin atıldığı zaman dilimidir. Yunanlılar mimaride kendilerine model olarak Mykenai kültürünün sütunlarla çevrilmiş merkezi büyük bir odadan oluşan basit megaron tipi yapısını almışlardır. Ardından birer doğa yasasıymışcasına inanılan kuralları geliştirmişlerdir. Bu kurallar da farklı kültürlerin ve ihtiyaçların etkisiyle birkaç gruba ayrılmış ve bunlara düzen adı verilmiştir. Bu kuralların en kesin uygulandığı yerler de şüphesiz tapınaklar olmuştur. Arkeoloji biliminde tapınaklar mimarilerine, özellikle de sütun başlıklarında görülen süslemelere göre sınıflandırılmışlardır. Tapınak yapısında bu denli dikkat çeken ögenin sütunlar olmasının sebebi görsel etkilerinden öte gerçekten de tapınağın dışında kalan en önemli ve büyük parça olan çatıyı taşıyor olmaları ve bu işlevleriyle yatay olan zemin ve çatı arasında dikey bir geçiş sağlayarak tapınağı tamamlamalarıdır. Sütunlar bir yapıya zerafet de katabilmektedir, güçlülük hissi de. İşte bu sebeple, Yunan tapınak mimarisinde sınıflandırma sütun başlıklarına göre yapılmıştır.

Düzenler sütun başlarında kullanım olarak ortaya çıkmışsa da bir bütün olarak binaların tamamını içeren sanatsal öğelerdir. Bunlar ortaya çıkış sıralarına göre zaman içinde ilk örneklerini Yunan Anakarasında gördüğümüz en sade düzen olan Dorik Düzen, kaynağını Anadolu’dan alan (Ephesos Artemission’u) İonik Düzen ve geç dönemlerde sanatsal yönden daha süslü özelliği olan Korinth Düzen’leridir. Bu ana düzenlerin dışında Aeolik, Toskanik, ve birçok unsurun beraber kullanıldığı Kompozit düzenler de kullanılmıştır.

Sütun başlıklarına güre yapılan sınıflandırmanın yanısıra bir diğer sınıflandırma da sütunların dizilişlerine ve içindeki odaların sayı ve şekline göre yapılandır. Genel olarak tapınak ortada tanrı heykelinin yeraldığı naos (sella) adlı dikdörtgen oda, bazen bu büyük odanın önünde ya da arkasında yeralan daha küçük odalar ve bu odaları çevreleyen sütun dizilerinden oluşmaktadır. Sütun dizileri yalnızca bir cephede, karşılıklı iki cephe boyunca, bir dörtgen oluşturacak şekilde veya içiçe iki dörtgen şeklinde olabilir. Bu sınıflandırmada karşılaşılan bazı türler şunlardır: Peripteros (Sellanın bir dizi sütunla çevrili olması), Dipteros (sella duvarının dışının iki sıra sütunla çevrili olması), Pseudodipteros (Sella duvarları ile sütunlar arasında ikinci bir sütun sırası girecek şekilde yapılan tapınak). Sık rastlanmasa da yuvarlak düzenin uygulandığı da olmuştur.

Mozaik
Antik Yunanistan’dan Roma İmparatorluğu’na kadar mozaik ile çeşitli resimler yapılmıştır. Mozaik, sanatta bir adeta bir ifade şekli olmuştur. Taşlar, mermer ve cam küpleri, midyeler, terra cotta gibi maddelerin katılımıyla, mozaik uygulamasında zaman içinde önemli teknikler kendiliğinden oluşmuştur. Bugün bir mozaik ya da freske baktığımızda geçmiş zamandaki değişen izleri görebilir, çoktan unutulmuş zamanı tekrar yaşayabiliriz.

Bilinen en eski dekoratif sanatlardan olan mozaiği, M.Ö. 3000 yıllarında Mezopotamyalılar yer döşemesi olarak uyguluyordu. Yunanistan’da yapılan arkeolojik kazılarda özellikle İ.Ö.IV.yy.’a ait birçok mozaik resim ve desen örneklerine rastlanmıştır. O yıllarda mozaik bir grup sanatçı tarafından uygulanıyordu. Her sanatçının ayrı bir görevi vardı. Örneğin bir sanatçı papirus kağıdına desenleri çiziyor, diğeri ise bu deseni yer döşemesine ya da duvara uyguluyordu. Son aşamada da mozaik döşeyen bir ekip cam parcalarını desene yerleştiridi. Mozaik yapılırken, zemin önce kireç, kum ve su karışımından elde edilen bir macun ile kaplanıyor; sonra üstüne sönmüş kireç serpiliyor, son olarak da mozaik parçaları yapıştırılıyordu.

Mozaiğin ilk kullanım alanları özel konutlar ve evlerdi. Daha sonraları ise görkemli kamusal mekanlarda ve sanatsal yapıtlarda da kullanılmaya başlandı. Hristiyan ve Bizans döneminde mozaik sanatı İtalya’da Ravenna ve Roma’da yoğunlaşıyor ve Ortadoğu’ya kadar uzanıyordu. Kiliselerin duvar ve tavanları, milyonlarca cam mozaik parçasıyla pırıl pırıl parlıyordu.

O dönemde mozaik bezeme ile günümüze kadar gelen pek çok muhteşem sanat eseri yapıldı. 1300’lere kadar devam eden mozaik, bu yıllarda resim sanatının gelişmesiyle eski önemini kaybetmeye başladı. Sonraki dönemlerde yanlızca küçük ebatlarda masa ve-veya sehpanın üzerine dini figürler uygulanan, uzaktan bakıldığında yağlı boya tabloyu andıran mozaikler, genellikle çok küçük parçalar halinde ve çok sık aralıklarla uygulanan eserler yapıldı. 1700’lerin son dönemleri ve 1800’lerin ilk yıllarında neoklasik kültür akımı mozaiği yeniden keşfetti. Ancak bu yıllarda mekanların duvarlarına işlemekten çok, Imperio tarzı mobilyalara ve değerli mücevherlere kakma şeklinde uygulandı. 1800’lerin son yıllarında iç mimaride yeniden kullanılmaya başlayan mozaik, eski stilini ve tekniğini kaybetse de, 1900’lü yıllara gelince yeniden canlandı. Son yıllarda gelişen teknoloji ve yeni malzemelerle uygulanması kolaylaşan mozaik sanatını, günümüzde pekçok zanaatkar yaşatıyor.

Sizin İçin Seçtiklerimiz