FUTBOL ŞAİRİ MARADONA

Futbolu şiir gibi oynayan biriydi Maradona. Futbolu kadar insanların, bir futbolcuya gösterdiği sempatinin en üst noktasıydı. Kendisinden teknik direktör olur mu? Futbolculuğu bir başka hayranlıktı. Pele ile birlikte dünyanın en büyük iki oyuncusundan birisi olarak seçilmişti. İtalyan göçmen bir ailenin 5 çocuğundan biri olarak Buenos Aires´in dar gelirli varoşlarında sokak futboluyla başladı. Mucizevî çocuk Arjantin´i diktatorya sonrası uluslararası arenada yeniden, bu defa sporla gündeme getiren kişiydi.

Milli takim sonrası hayranlarıyla buluştuğu en sıcak mekân Napoli´ydi. SC Neapel ile şampiyonaya ulaşırken, burada gördüğü ailesel bağlılık kendisini ülkesinde gibi hissetmesine yol açtı. En azından kökleri buradaydı. WM´de basın toplantısında yerinden kalkıp arka sıralarda oturan ve yıllar önce tanıştığı İtalyan gazeteciye doğru yürüyerek onunla kucaklaşıp hasret gidermesi bunun bir örneğiydi.

Parlayan bir yıldızın en yüksek noktasından aşağıya doğru daha büyük bir ivmeyle inmesine trajik örnek Armanda Diego Maradona´Nil yaşamının ta kendisidir. Hollywood senaristleri dahi bu kadar hızlı düşünemezdi. Heyecanlı partiler, kokain serüvenleri ve nihayetinde giderek şişen vücuduyla bu defada acınmaların odak noktası olmuştu. Midesine yerleştirdiği kelepçe, yoldaşı Fidel´in himayesinde gördüğü tedavi ile yeniden futbol sahnesine adımını attı.

O, sadece Arjantin´in değil, tüm Latin Amerika´Nil sembolü haline gelmişti. Milli takim teknik direktörlüğüne kendisini teklif edince, teknik direktörlük kariyeri değil, put olması başka alternatiflerin önünü tıkamaya yetmişti. Ülke, tanrının onun yanında olduğuna inanmıştı bir defa. Maradona milli takimin uğur meleğiydi. Futbol tanrısı Sampiyonus´un yeryüzüne gönderdiği ve özel koruma altına aldığı bir futbol peygamberiydi. Zor anlarında sahada Maradona için elini uzatacak kadar isi büyütmüştü. Eleme maçlarında alınan sonuçlar ilk tepkilerime beraberinde getirirken, mutlaka kazanmak zorunda oldukları son Peru maçında uzatmalarda imdada 36 lif Palermo yetişti. Kendisi gibi Italyo-Latin olan Palermo eski takim arkadaşıydı.

Ailesine, arkadaşlarına ve kendisine yakin olanlara güvenmek Maradona´Nil yasam felsefesidir. Hereksin sildiği ve milli takımda düşünmediği Palermo´ya güvenmesinin kaynagida bir arkadaşlık, ailesel bağlardan gelmektedir. Milli takimi nida ayni uygularlarla yönetiyor. Bir teknik direktör dışında oyuncularına adeta bir ağabey, baba şefkatiyle yaklaşıyor. Uzun sacları, siyah beyaz sakalıyla bir nevi ermiş gibi durumu idare ediyor. Oyundan çıkanları teker teker öpüyor, Mac süresince parmaklarının üstünden geçirip avuç içine yerleştirdiği tespihi bir anlık dahi kenara bırakmıyor.

Maradona oyuncularında kendi futbol yaşamının bir reenkarnasyonunu görüyor. Bas aktörü ise Messı. Messı bir nevi Maradona için kendisinden sonra gelen bir mesih. Okşama ve öpmeyle teknik taktik yerleşmeyeceğini de çok iyi biliyor. Fakat arkasında Carlos Salvador Bilardo var. Başarılarda aslan payı Biardo’nun.

Yarin kendisi için “futbolcuyken idolümdü” diyen Löw´ün Almanya’sıyla karşılaşacak. Klinsmann ile birlikte milliyetçi muhafazakar Alman futbol anlayışını yıkan ve 23 kişilik kadrosunda 11 tane yabancı kökenli futbolcuyu barındıran Löw şimdiden beklentilerin çok üstünde bir performans sergiledi. Gönül isterdi ki Almanya ve Arjantin finalde karşılaşıp klasiği devam ettirseydiler. Gönül isterdi ki, iki takımda şampiyon olsaydılar. Olmayacak. Birisi yoluna devam edecek. Mecburen. Gönül bu. İstedikçe istiyor.

Sizin İçin Seçtiklerimiz