Feyhaman Duran

Feyhaman Duran Koleksiyonu, Levha

Feyhaman Duran(1886-1910)

Feyhaman, gerek yetiştiği ortamın etkisi gerekse duyduğu alaka neticesinde, hat sanatıyla küçük yaşlardan itibaren ilgilenmeye başlamıştır. Babası ve amcası hattat olan sanatçının eşi Güzin Hanımın ailesinde de Yahya Hilmi Efendi gibi önemli bir hattatın bulunması, Feyhaman’ın önceliği resme vermesine karşın ömrü boyunca hat sanatına da eğilmesine yol açmış ve bu sanata sevgisini eserleriyle göstermiştir. Galatasaray Sultanisi’nde İzzet Efendi’den rık’a dersleri almış olan sanatçı daha sonra Mahmud Bey Matbaası hattatı Tahsin Efendi ve Hattat Sami Efendi ile çalışmıştır.

Sanatçı Paris’den döndükten sonra da hatla uğraşmış ve özellikle celî sülüs levha kompozisyonlarıyla uğraşmıştır. Feyhaman’ın büyük kayınpederi olan Hattat Yahya Hilmi Efendi nesih hattında en önemli üstadlardan olmasına karşın Feyhaman daha çok celî sülüs ve ta’lîk hattı tercih etmiştir. Ama divanî, celî divanî, muhakkak, nesih ve kûfi yazıları da vardır. Sanatçının hat sanatına bakışını ifade eden şu sözleri ilginçtir: “Nasıl ki şiirin bir kafiyesi varsa, çizgide de bir şiir vardır”; “Yazıyı resim kadar severim. Yazı da resimdir13. Yazı sanatına beslediği ilgi, hattat olarak yeni araştırmalara girmeden, ünlü hattatların teknik ve yazı usüllerini dikkatlice örnek alarak başarılı hat yapıtları oluşturmasına vesile olmuş ve bir yandan da 1914’den beri uyguladığı portre türüne devam etmiştir. Levha ve kompozisyonlarındaki düzenlemelerinde sanatçı, hat ile uğraşırken harf değerlerini arka planda tutarak önceliği biçime vermiş, “bir ressam gözüyle” bakmıştır.

 

Eserlerinde bu anlamda, hattatlık kural ve geleneklerinin dışına taşan bir zorlama da söz konusudur.  Osmanlıcanın yanı sıra, tamamen Arapça, Farsça ya da Türkçe içerikli yazılar da mevcuttur. Levhalarının çoğunu Osmanlıca harflerle “ketebehû Feyhaman”, “el-fakîr Feyhaman”, “harrerahû Feyhaman” şeklinde imzalamış ve Hicri tarih atmıştır. Ancak bazı eserlerinde Latin harfleriyle “DURAN” ya da “Feyhaman Duran” yazıp, Miladi tarih attığı da görülmektedir. Sanatçı, şayet bir eseri başka bir hattattan örnek alarak yazmışsa, o hattatın ketebesini de mutlaka koyar, ardından kendi imzasını atardı. Sanatçı boş zamanlarında, hat levhalarından aldığı ilham neticesi zihninde tasarladığı yeni terkipleri, küçük defterine çizer, bunları uygulama yoluna da giderdi.

Büyük hattatların koydukları temel esasların ve onlar elinde artık klasikleşmiş harf değerlerinin bozulmasına asla taraftar olmaz ama, eski yoldan ayrılmayarak, bunlara yeni şekil verilebileceğini düşünür, farklı oluşumları denerdi. Feyhaman, kendi eserlerinin yanında pek çok önemli hattatın eserlerini de muhafaza etmiş, evinin her köşesinde asarak sergilemiştir. Bunun sonucunda Beyazıt’taki evinin her yeri, çiniler, yazma kitaplar, hat üstadlarından yazılar ile adeta bir müze halini, daha o zamandan almış, amatör bir sevgi ve ilginin sevecenliğiyle bizlere ulaşmıştır. Ayrıca sanatçının ressamlığı yanında hattat yönünün var oluşu, hat sanatını Türk resmine doğru olarak sokmasına; resimlerinde çeşitli konum ve düzenlemelerle, hat yazılarına bazen büyük sülüs levhalar şeklinde bazen de bordür yazıları olarak yer vermesine yol açmıştır. Sanatçının ressam olarak çizgilerindeki sağlamlığı da, hattatlığının kendisine bir getirisi olarak görmek mümkündür.

Feyhaman Duran Koleksiyonu, Levha

 

Feyhaman Duran’ın Hat Sanatına Yaklaşımı ve Resimlerinde Ele Alış Tarzından Hareketle Hat Sanatının Çağdaş Anlamda Türk Resmine Yansımaları

Türk resmine portreyi sokan kişi olarak tanınan Feyhaman, hem babası Süleyman Hayri Bey’in hem de dedesi Duran Çavuş’un şair olmaları neticesinde daima sanat ortamını soluyarak yetişmiş bir kişidir. Sanatçı, babası Süleyman Hayri Bey’in kendisine ölmeden önce bıraktığı, “Pendnâme” adında bir dizi öğütten oluşan eserini, sanatçı kişiliğini oluşturma yolunda kendisine rehber edinmiş ve önemli dersler çıkarmıştır.

13 Gül İrepoğlu, Feyhaman Duran, T.C. Merkez Bankası, Ankara 2001, s. 60.

Feyhaman Duran ilk öğrenimini babasının tavsiyeleri doğrultusunda Hadikat-ül Maarif’te yapmış, ardından Mekteb-i Sultani’ye (Galatasaray Lisesi) devam etmiştir. Resme olan yeteneği bu yıllarda hocaları tarafından keşfedilmeye başlanmış, özellikle karakalem portreleri, karikatürleri, kompozisyonlarıyla diğer öğrencilerden ayrı bir yere sahip olmuştur. Feyhaman Duran 1908 yılında Galatasaray Sultani’sinin altıncı sınıfını bitirmesinin ardından kısa bir süre Bab-ı Ali’de katiplik yapmış, daha sonra da okulunun Fransızca güzel yazı öğretmenliğine atanmıştır.

Öğretmenliği süresince resim çalışmalarına da devam eden sanatçı, yeteneğinin fark edilmesi sayesinde Paris’te resim eğitimi alma fırsatını yakalamıştır. Burada önce Jean-Paul Laurens’in Academie Julian’ına devam etmiş, ardından Ecole des Beaux-Arts ve Art Decoratif’de eğitim almıştır. Sanatçı, Paris sanat ortamının suduğu olanakları en iyi şekilde kullanarak, müzelerde ünlü yapıtları kopyalayarak el becerisini ilerletmiştir. Kendi sanat görüşüne en uygun sanat akımına yani Empresyonizm’e yönelen sanatçı, resimlerinde Empresyonizm akımından yola çıkarak (bu akımı kendi içinde özümseyerek) gerçekçi, anlatımcı bir üslubu kendine uygulamayı başarmıştır. Paris’te bulunduğu süre içerisinde Empresyonizm’in yanında Ekspresyonizm, Fovizm ve diğer sanat dallarını da incelemiş ve iki senenin ardından, sanat anlayışı ve tecrübelerini oldukça geliştirerek yurda dönmüştür.

Paris yıllarında sağlam bir anatomi bilgisine sahip olması ve resim sanatının kurallarını daha iyi kavramış olması, tekniğini ilerletmesine olanak tanımış, İstanbul’a dönmesinin ardından resimde özellikle portre çalışmalarına ağırlık vererek önemli kişilerin portrelerini yapmaya başlamıştır. Renkleri kullanmayı seven sanatçı, başarılı peyzaj ve natürmort çalışmaları olmasına karşın portre çalışmaya daha çok vakit ayırmış ve bu alanda çok başarılı eserler ortaya koymuştur.

Türk resminde portrecilik konusunu yerleştiren Feyhaman Duran Empresyonist akımı benimsemesinin de akabinde desene ve gerçekçiliğe önem vermiştir. Diğer sanatçılar çalışmalarını fotoğraf benzeri çalışmalar olarak tanımlamışlardır. O ise fotoğraf konusunda görüşlerini: “Fotoğraf mükemmelleşmeye başlayınca, resim ondan ayrılmaya başladı. Resim ve fotoğraf birlikte müsabakaya giremez. Renkli fotoğraf resmin yerini tutamaz. Fotoğrafın yapacağı şeyi resimle yapmaya kalkışmak yanlıştır. Resim, büsbütün başka şey. Lakin bazı ressamlar var, fotoğraf çıkmadan fotoğrafik resim yapmıştır. Ama artık bu şekilde resim yapmak doğru değildir, zira şimdi fotoğraf vardır. Fotoğraf detayları alıyor. İnsana vakit kazandırıyor” diyerek belirtmiştir.

Resim konusunda öncü olan ve portrecilik alanındaki çalışmalarıyla diğer ressamlardan ayrılan sanatçı, ufak yaşlardan itibaren ilgi duyduğu hat sanatını da daima hayatının önemli bir yerinde tutmuş, “yazı”nın aslında resimden çok da farklı olmadığı düşüncesini benimsemiştir. Kendisinden önceki kuşağın ve pek çok çağdaşının, tuval resminde yazıyı konumlandırdıkları yerden daha farklı bir yol izlemiş, o zamana kadar Türk ressamlarınca konuya bağlı ve kompozisyonun tamamlayıcı unsuru olarak kullanılan hat sanatı ve yazı motiflerini, merkezi elemanlar olarak ele alan yapıtlar ortaya koymuştur. Hattatlığın ve güzel yazıya olan merakının avantajlarını kullanarak, muazzam oranlara sahip celî sülüs levhaları, resimlerinde görkemlice yansıtmıştır.

Tablolarında ele aldığı, dış mekan, iç mekan, figürlü kompozisyon, natürmort, portre gibi farklı konularda, hat sanatına ait ögeleri, zaman zaman , konuya bağlı ve geri planda kullanabilmiş, ama hat sanatının estetik değerlerine verdiği önemi ve duyduğu saygıyı bir şekilde hissettirebilmiştir. Genellikle tuval üzerine yağlıboya tekniğiyle yaptığı tablolarında, hat levhalarını ve yazıları, bazen okunamayan ama harf karakterleri belli olan biçimde resm etmiş, ama bazen de en ince ayrıntısına kadar okunacak tarzda ve hat sanatı kaidelerine uygun biçimde yansıtmıştır. Öyle ki, bu tip tablolarında kullandığı levhaların ketebeleri dahi okunabilmektedir. Hat sanatına yer verdiği tablolarına mekan olarak, genellikle Topkapı Sarayı’nı ve çeşitli dini yapıları seçen Feyhaman Duran, hat sanatının içerdiği estetik ve soyut değerleri batılı sanatçıların, çoktan fark edip kullanmaya başladıklarını bilen bir kişi olarak Türk resminde, hattın ihmal edildiğini fark etmiş, “yazı ile resmi” kaynaştıran tuvallere özellikle önem vermiştir. Sanatçının bu tutumu, çağdaşı ve ardılı olan Türk ressamlarının önemli bir bölümünde yankı bulmuş, Türkiye’de soyut sanat rüzgarlarının esmeye başladığı 1950’lerden itibaren, pek çok sanatçı, eserlerinde kaligrafiyi hareket noktası ya da esin kaynağı yapmıştır.

Nazlı ŞAHİN

Sizin İçin Seçtiklerimiz

1 Yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir