Erol Akyavaş

Erol Akyavaş tablosu

Erol Akyavaş (1932)
Erol Akyavaş Paris’te Lhote ve Leger’in atölyelerinde eğitim aldığı gençlik yıllarındaki ilk çalışmalarında, geometrik soyutlamaya önem verir. Sanatçı 1951’de A.B.D.’ye gider ve 1959’dan itibaren de oraya yerleşerek çalışmalarını sürdürür. Burada önceleri, mekan ilişkilerinin açık seçik belirgin olduğu ve mimarlık eğitiminin ağır bastığı izlenimini veren resimler yapar. Giderek gerçeküstücü üslubu benimseyerek, mimari mekanlarda derinlik kavramının da vurgulandığı, tuval üzerine akrilik ve karışık teknikte simgesel anlatımlı yapıtlar oluşturur. Batıda eğitim almış ve yaşamış bir sanatçı olarak Erol Akyavaş, batının düşünce ve sanat geleneklerini, İslam tasavvufuna ait değerlerle bütünleştirme çabasında olur.
İslam sanatlarından minyatür, nakış ve kaligrafiye ilgi duyarak, buradan aldığı öğeleri çağdaş bir düşünce gücüyle biraraya getiren özgün yapıtlar verir. Erol Akyavaş’ın resminde İslam kaligrafisi ilk defa 1950’lerde karşımıza çıkar. Bu döneminde sanatçı Arap harflerini stilize ederek, soyutlamacı bir anlayışla, plastik niteliklerinden faydalanarak kullanır.

            Sanatçı 1980’li yıllardan itibaren bu anlayışını değiştirir ve İslam kaligrafisinden yararlanırken, harf ya da sözcüklerin okunurluğunu bozmadan, soyuttan somuta geçiş yapan bir üslupla çalışır. Bu yıllarda minyatür, hat, figür, leke, Kâbe, haç, yedikollu şamdan gibi geleneksel öğeler ve tek tanrılı dinlerin kutsal saydığı sembollerle, doğu-batı geleneklerini birbiri içinde eritmek ister. Sanatçı dinsel temalar ve tasavvufla ilgili çalışmalarını ve bu konulara ilgisini söyle açıklamaktadır: “Ailede bu işlere meraklı birkaç kişi vardı, ama benim ilgim yurtdışında netleşti. Yurtdışındaki değer sistemlerinin içinde kendinizi sorgulamaya başladığınızda kendine ait olan, doğal hakkın olan, mirasın olan şeylerin içine girince müthiş bir güzellik keşfediyorsunuz. Bu güzellik giderek bazılarımızı çekiyor”.  Sanatçının çağdaş bir grafik ve biçim kaygısıyla, İslami ve tasavvufi unsurlara göndermelerde bulunduğu yapıtları arasında “Gazali”, “Miraçnâme”, “Hallac-ı Mansur” gibi diziler de vardır. Ana renk olarak kırmızıyı kullanarak; guvaş, sulandırılmış toz boyalar ve altın yaldızla, renkçi ve plastik yönlerin ağır bastığı etkili yapıtlar ortaya koyar. Tasavvuf felsefesine duyduğu yakınlık ve doğu-batı bileşimine ilgisi bu tür yapıtlarıyla görsellik kazanarak, İslam inanç ve efsanelerine de modern bir yorum havası getirir.

 Kaynaklar:
Lale Yılmaz, “Senfonik Resimler”, Milliyet Gazetesi, İstanbul 11 Ekim 2002, s. 4.  

Hazırlayan
Nazlı ŞAHİN

Sizin İçin Seçtiklerimiz