ATATÜRK’ÜN SANATA VERDİĞİ ÖNEM

ATATÜRK’ÜN SANATA VERDİĞİ ÖNEM HAKKINDA YAZI
Atatürk’ün Sanata ve Sanatçıya Verdiği Önem, başka ülkelerin devlet adamlarının verdiği değerin ve önemin çok üstündedir. Türkiye Cumhuriyeti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları tarafından, eksiksiz bir ekip çalışması, güven ve dayanışma içerisinde kurulmuştur. Kim düşünürlere göre bu durum, Atatürk’ün, dünyada başka hiçbir devrimcinin girişemeyeceği boyutta değişimleri inanılmaz kısa sürede yaşama geçirmesindeki en önemli etkendir. Kıyafet Devrimi, Harf Devrimi, Medeni Kanun, Anayasa bu inanılmaz atılımın ilk akla gelen öğeleri oldu. Zaten Gazi Mustafa Kemal Atatürk her kararını, her eylemini, her devrimini de kurduğu mecliste halkın temsilcileriyle tartışarak, oylayarak, demokratik olarak kabul ettirerek gerçekleştirdi. ATATÜRK’ÜN SANATA VERDİĞİ ÖNEM
ATATÜRK’ÜN SANATA VERDİĞİ ÖNEM
M. Kemal içinden çıktığı Osmanlı İmparatorluğu’nun düşüş nedenleri arasında kültürel temele dayalı olanları çok iyi görmüştür. “600 yıllık Osmanlı döneminin son 300 yılı yenilgi ve çöküntülerle geçmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun 600 yıl boyunca egemenlik kurması hep onun büyük örgütlenme gücünde ve hukuk düzeninde görülür. Ama Osmanlı’nın o görkemli fütuhat döneminde Avrupa’nın ortaçağ düşüncesi içinde olduğu, yani Osmanlı karşısında güçsüz kaldığı düşünülmez; Rönesans’la birlikte Avrupa uyanıp bilim, sanat ve teknik alanda büyük ilerleme yaparak güçlenince, ona ayak uyduramayan Osmanlı Devleti’nde de yenilgi ve çöküntüler başladığı nedense görülmez. Avrupa’da bilimsel düşünüş daha önce başlamış olsaydı, o ‘mükemmel teşkilat’ işe yarar mıydı acaba? Avrupa’nın teokrasi içinde olması yüzünden bilimsel düşünüşü gerçekleştirememesi ve bilimin gelişmemiş olması Osmanlı fütuhatlarına karşı durmasını engelleyip geciktiriyordu. Ancak yeniden doğuşla birlikte uyanan Avrupa, bilimsel kültürel gelişmesiyle Osmanlı egemenliğini kırabilmiştir”.

Atatürk, her şeyden önce büyük bir asker, devlet adamı, diplomat olmanın ötesinde, büyük bir kültür devrimcisi ve gerçek uygar bir ‘rafine sanatsever’, mükemmelliyete erişmiş bir ‘Aydınlanma Dehası’dır. Hayatının her noktası ve vücudunun her zerresiyle Atatürk ömrü boyunca her fırsatta sanata ve sanatçıya yakınlığını en açık şekilde ortaya koymuştur. 1919’da Ankara’da yerleştiği bağ köşkünün oturma odasında Molteke’nin alçıdan bir büstü ve Bonaparte’ın aynı büyüklükte yarım bir heykeli vardır. Kendisi cephede bile her fırsatta Alphonse Daudet, Rousseau ve Tevfik Fikret gibi birçok Türk ve yabancı yazarı okuyacak kadar kendini edebiyatla ve kitaplarla geliştirmeye açık tutmuştur. Ayrıca, hangi zor şartlar içinde yaşarsa yaşasın, Gazi Mustafa Kemal Atatürk daima bulunduğu ortamın en şık giyinen insanı olmuştur. Adeta bir moda tasarımcısı veya bir karizmatik manken gibi iddialı ve temiz giysilerini taşır.

Sürekli olarak kütüphanesi ve ansiklopedileri, dil kitapları ile kendini geliştirmesi ve dansı ve sohbeti sevmesi onu bir yaşam aktörü haline getirmektedir. Paris, Berlin, Viyana ve Sofia’da bulunmuş olmak, ileri uygar toplumların yaşayış stilini yakından görmek bir tarafa, Atamazın zarif giyim tarzı ve davranışları ünlü modacıları her zaman şaşkınlığa uğratmıştır. Atatürk, batı ülkelerinin önemli sanat ve felsefe anlayışlarına her zaman ilgi duymuştur. Örneğin, Alman şehirci Jantsen’i getirterek Ankara’ya çağdaş bir görünüm kazandırmayı amaçlamıştır. Atatürk, Cumhuriyet’in ilanından önce, 1 Mart 1923’de bu konuda hedeflerini ortaya koymuştur: “Vatanın önemli merkezlerinde modern kitaplıklar, konservatuvarlar, müzeler, güzel sanatlar sergileri kurmak, bütün ülkeyi basımevleri ile donatmak”.

Bu önemli karar lafta kalmadı ve uygulamaya hemen geçildi. Sonucunda da 1923’de Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi kuruldu, bunu Antalya, Bursa ve Edirne Arkeoloji müzeleri izledi. 1 Nisan 1924, Topkapı Sarayı eşyaları ile müzeye çevrildi. 24 Kasım 1934’de Ayasofya, 1925’de Eski Şark Eserleri Müzesi, 1926’da Konya Mevlana, Tokat, Amasra ve Sinop Müzeleri, 1927’de İslam Eserleri Müzesi, İzmir, Sivas, 1929’da Kayseri, 1931’de Afyon Müzesi, 1934’de Efes, Diyarbakır, 1935’de Manisa, Silifke, Isparta, 1937’de Dolmabahçe Sarayı’nın bir bölümü Resim ve Heykel Müzesi olarak düzenlendi.

Oldukça tutucu bir yapıda olan o günkü toplum yapısını çağdaşlaştırmaya gayret ettiği günlerde, ilk meclisinde bir hoca mebus “Bu asri kelimesi ne demektir?” diye sorunca, reis yerinde bulunan Gazi Mustafa Kemal Atatürk“Adam olmak demektir hocam, adam olmak” der.

Birçok ressamla tanışmış, onlarla yakın dostluklar kurmuştur. “Büyük Sanatçı” olarak nitelediği İbrahim Çallı’yı defalarca sofrasına davet etmiştir. Mihri Müşfik hanım ise, en sevdiği portresini yapan ressamdır.

M. Kemal sanatçının neyi nasıl yapması veya yapmaması konusunda hiçbir baskı veya tavır koymaz. Onun kafasındaki sanatçı, tabii ki dokunulmazlığı olan ve her şeyden önce özgür olan bir yapıdadır. Bir istisna anektodu ise şudur: Bir Yunanlı’nın göğsüne süngüsünü saplayan Mehmetçik’i betimleyen bir tablonun kendisine gönderilmesi üzerine “Kapatın ve kaldırın şunu… Ne iğrenç bir manzara, gönderenin şaşarım aklı perişanına” diye tepki gösterir.

O bir sanat eserinin bile uluslararası dostluklara ve barış kavramına karşı gelmesine müsamaha gösteremeyecek kadar temiz ve tutarlı bir çizgide kalacaktır.  Cumhuriyet’in 10. Yılı’nda Anadolu’ya “Yurt Gezileri” adı altında ressamlar gönderilir. Yapılan resimler, Ulus’ta 1947 yılında yanan Eski Maarif Vekaleti binasının çatı katında “Türk İnkılap Sergisi” adı altında sergilenir. Açılışı bizzat kendi yapar. Saatlerce sergide kalır. Tüm resimleri dikkatle inceler. Sergide Çallı İbrahim de vardır. O’na “Efe hiç böyle örtü üzerine oturur mu” ya da “Nerede bu üçünün (efelerin) atları?” gibi sorular yöneltir. Aslında sanatçıların işlerine hiç karışmaz. Amaç, onların şevkle çalışmasıdır. Sergilerdeki yapıtların alınması için çevresine önerilerde bulunur.

O’nun yarattığı yeni Ankara, sanatçıların uğrağı olur ve sonunda 1929’lardan bu yana bu yeni bozkır kentine yerleşmeye başlarlar. Atölyelerin harıl harıl çalıştığı görülür. Yabancı heykelciler de çağrılır. Yarışmalar düzenlenir. Binalara sanat yapıtları girmeye başlar. Cadde ve meydanların heykellerle donandığı görülür. Sanat eserleri için bütçeden ayrılan pay artırılmıştır.

Atatürk’ün özel ilgi alanlarından birisi de arkeoloji olmuştur. Türk kültür varlıklarının kazılarla gün ışığına çıkarılması, korunup sergilenmesine, tarih için bir belge olarak kullanılmasına büyük önem vermiştir. Alacahöyük, Eti Yokuşu gibi kazılara bizzat katılmış, tiyatro, müzik, Karagöz, halkoyunları gibi güzel sanatların bütün alanlarıyla yakından ilgilenmiştir.

Tiyatroya ve sinemaya verdiği önem de son nefesini verdiği yıla kadar hep gündeminde kalmıştır. Muhsin Ertuğrul, Bedia Muvahhit gibi isimlerin birçok oyununu takip eden Atatürk, sinemanın da parlak geleceğini keskin zekâsıyla en başında tespit etmiştir:
“Sinema, dünyanın en uzak köşelerinde oturan insanların birbirlerini tanımalarını, sevmelerini temin edecektir. Sinema, insanlar arasındaki görüş ve düşünüş farklarını silecek; insanlık idealinin tahakkukuna en büyük yardımı yapacaktır. Sinemaya layık olduğu ehemmiyeti vermeliyiz…” Cumhuriyet’in kurulduğu yıl, 1923’de Bursa’da yaptığı bir konuşmada, kelimelerin üstüne basa basa heykelin ülkenin sanatla olan ilişkisindeki yerini vurgulamış, dinimizin canlı tasvir yapmaya ve heykel dikmeye karşı olduğunu öne sürenlerin yanılgı içinde bulunduğunu vurgulamıştır:

Sizin İçin Seçtiklerimiz

12 Yorum

  1. Atatükün sanata verdiği önem herkes tarafından bilinmektedir. Atamız yüksek sanat zevki olan bir liderdi. Atatürk, hem snata hem de sanatçıya çok dğer verirdi.

    1. Atatürk için sanatçılar, bilim adamları, öğretmenler, doktorlar çok önenmliydi. Atatürk için Türkiye sevdalısıdır demek doğru olur.

  2. Atatürk sanata ve santçıya çok önem vermiştir. Diğer dünya liderlerinden daha çok önem vermiştir. Atatürk’ün çevresinde her zaman sanatçılar olurmuş. Atatürk sanatla ilgili bir çok söz söylemiştir. Unutulmamalıdır ki sanat topluma estetik beğenilerini geliştirme imkanı sunmuştur.

    1. Hazır Atatürk ve sanat bir arad iken, 23 Nisan Şiirimi paylaşayım sizinle…

      23 Nisan

      Ben çocukken
      23 Nisan
      Sevdiğim gündü
      Bahar yüzlü gün
      23 Nisan
      rengarenk
      Çocuktuk

      Tamer Ercan

      1. Atatürk’ün sanata verdiği önemi başka hiç bir lider vermemiştir. Çünkü sanat toplum için olmalıdır.

  3. Atatürk’ün sanata verdiği önem sayesinde bu günkü çağdaş sanat anlayışı gelişti.

    1. Atatürk’ün sanata verdiği önem bütün dünya liderlerine örnek olmalıdır.

  4. Atatürk’ümüz çok büyük bir liderdi. O hem bilim insanlarını hem de sanatçıları çok severdi. Öğretmenleri hele… O muheteşem lider dünyaya bir daha eşi benzeri gelmeyecektir.

Comments are closed.