ANA SAĞLIĞI SORUNLARI, NEDENLERİ VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Anne çocuk sağlığı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ana sağlığı konusunda öncelikle tarihi geçmişine kısaca göz atmakta yarar vardır:  İlk kez 16 yüzyılda Thomas Raynold “İnsanoğlunun doğuşu “ adlı eserinde gebeliği ilgilendiren hastalıklardan bahsetmiştir.  17. yüzyılda Francou Mauriceau “Gebe ve doğurmuş kadınların hastalıkları” adlı kitabında gebelik hijyeni ve gebelik hastalıklarından bahsetmiştir.
18. yüzyılda Dranis ve William Smelli “Gebelik hastalıkları ve koruyucu önlemler” isimli kitabında gebelik ve hastalıklarından bahsetmiştir.  18. yüzyılda Paris’te gebe ve terk edilmiş olan anneler gebeliğin 36. Haftasından itibaren Hotel Dieu diye bir mekanda kabul edilmişlerdir. Fakat yatak sayısı az; doğum yapan terk edilmiş kadın sayısı çoktu. Bu nedenle bir yatakta 3-4 kadın yatmak zorunda kalabiliyordu. Adeta burası sosyal bir sığınak halinde idi.  19. yüzyılda Thomas Bull “Annelere öğütler” adlı kitabında doğum öncesi döneme ağırlık vermiştir. 19. yüzyılda Dr. Pinard, bebeğin doğum esnasında anormal gelişlerinin doğum öncesi dönemde düzeltilmesine ilişkin ayrıntılı bilgi vermiştir.Yine aynı asırda Edinburg’da ilk tıbbi ana sağlığı ünitesi yani prematür yuvası açıldı. Burada Dr. Ferguson tarafından doğum öncesi bakım hizmeti veriliyordu.


20. yüzyılda İngiltere’de Dr. J.W. Ballanty ana sağlığı ile ilgili çeşitli yazılar yazıp konferanslar verdi. Bu dönemde daha eskiden doğum doktorluğu yapan Dr. Hamilton hatırasına doğum öncesi yatağı ayrıldı. İlk kez anne bakımı doğum öncesinden başlıyordu.
20. yüzyılda ABD’de ana sağlığına daha yoğun bir şekilde önem verilmeye başlandı. Sadece açılan bakım yerlerinde değil, evlerde de gebe ziyareti yapılmaya başlandı. Gebelik ile ilgili lâboratuar tetkikleri başlatıldı. Bu yüzyılda ABD ve İngiltere başta olmak üzere ana sağlığı ile ilgili Avrupa bölgesinde de yayılmaya başladı.
Ülkemizde 1846 yılında doğum yapan kadınlara gerekli bilgiyi vermek üzere İstanbul Tıp Fakültesi’nde iki yıl süreli kurslar açıldı.
Ana sağlığı hizmetlerine esas önem Cumhuriyet Döneminde verilmeye başlandı. 1926’da Ankara ve Konya’da ilk doğum ve çocuk bakımevleri açıldı. 1937’de Balıkesir’de 1938’de Konya’da ebe okulları açıldı.
1952’de DSÖ ve UNISEF tarafından ana sağlığı hizmetlerine etkinlik kazandırmak üzere, bakanlığın da katkısı ile Ana Çocuk sağlığı (AÇS) örgütü kuruldu.
1961 yılında 224 sayılı sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi kanunuyla AÇS hizmetleri diğer sağlık hizmetlerine entegre edildi.

GÜNÜMÜZ TÜRKİYE’SİNDE ANA SAĞLIĞI SORUNLARI

Doğurgan çağ olarak nitelendirilen 15-49 yaş grubu evli kadınların oranı nüfusun yüzde 25’i ni oluşturmakta ve yaklaşık 15 milyon olarak hesaplanmaktadır.
Türkiye’de 45-49 yaş grubundaki kadınların yalnızca yüzde 1.7’sinin başından hiç evlilik geçmemiştir. Genel olarak bakıldığında 15-49 yaş grubu kadınların % 69’u araştırma sırasında halen evli, % 2’si dul, % 1’i boşanmış ve % 28’i hiç evlenmemiştir. Evlenme Türkiye’de hala çok yaygındır.Türkiye genelinde ilk evlenme yaşında yükselme olduğu gözlenmektedir. 45-49 yaş grubunda 18.4 olan ortanca ilk evlenme yaşı, 25-29 yaş grubundaki kadınlarda 20.4’e çıkmaktadır.
Genç yaştaki evlilikler, kadın sağlığı ile doğrudan ilgisi olan gebelik, doğum, loğusalık gibi anne sağlığına yönelik olayların erken yaşta ortaya çıkmasına yol açmaktadır.
Doğurganlık çağı boyunca bireyler düzenli aralıklarla sağlık kontrolüne gitme alışkanlığı kazanamamışlardır. Bu durum sık görülen kadın hastalıklarında erken tanı olanaklarını kısıtlamaktadır.
Gebelik döneminde, en az bir kez sağlık personelinden doğum öncesi bakım hizmeti alan gebelerin oranı artış eğilimi göstererek 1993’te % 63; 1998’te % 68 olmuştur. Bu bakımı sunanlar içinde doktorların oranı % 60’tan fazladır. Diğer taraftan, annelerin neredeyse üçte biri (% 31.5) her hangi bir doğum öncesi bakım almamıştır. Ayrıca doğum öncesi bakımın alındığı ortanca ay 3; doğum öncesi bakım ortanca sayısı 4.2’dir. Ancak olabilecek gebeliklerin yüzde 68’inde en az bir riskli durum mevcuttur. Gebelikte beslenme yeterli ve dengeli değildir. Gebelikte anemi sık görülmektedir.
İsteyerek düşükler azalmaktadır. Ailelerin % 70’i başka çocuk istemezken, aile planlaması yöntemi uygulayan ailelerin oranı % 63.9, modern bir yöntem kullananların oranı ise % 37.7’dir.
Anne ölümlerinin yüzde 50’si doğumda meydana gelmektedir. Evde, sağlık personeli çağırılmaksızın yapılan doğumların oranı % 19.4’tür.

1. TÜRKİYE’DE EVLİLİK DURUMU
Türkiye’de evliliğin çok yaygın olduğu bilinmektedir. Doğurganlık çağının sonuna gelindiğinde kadınların % 2’sinden daha azının hiç evlenmemiş olduğu görülmektedir. 35 yaş ve üzeri kadınların yalnızca % 5.9’u bekardır. Hiç evlenmemiş kadınların yüzdesi ilerleyen yaşla birlikte hızla düşmektedir; 20 yaşından küçüklerde % 84.5 olan evlenmemiş kadın yüzdesi, 20’li yaşların başında neredeyse yarı yarıya azalarak % 39.3’e düşmektedir.
Genel olarak evlenme yaşı Batı Anadolu’da doğu Anadolu’ya göre oldukça yüksektir. İlk evlenme yaşı Batı Anadolu’da 19.9 iken Doğu Anadolu’da 18.1‘dir. Eğitimi olmayan ve ilkokulu bitirmemişlerde evlenme yaşı ortalama 17.6; ilkokul mezunu olanlarda 19.3; ortaokul ve üzeri eğitim alanlarda ise 23.5’tir.

TÜRKİYE’DE DOĞURGANLIK DURUMU
Türkiye’de kaba doğum hızı binde 23.4 olup her yıl yaklaşık 1.4 milyon doğum meydana gelmektedir. Kaba doğum hızı kırsal yörelerde (binde 24.7) kentsel yörelere göre (binde22.8) daha yüksektir.
Toplam doğurganlık hızı kırsal yörelerde yaşayan kadınlar için 3’ten biraz fazla olup(3.1), kentsel yörelerde 2 çocuk civarındadır(2.4). Batı Anadolu’da 2.0; Doğu Anadolu’da 4.1’dir. Türkiye ortalaması ise kadın başına 2.6 çocuktur.

3. TÜRKİYE’DE DÜŞÜK SORUNU
Batı ülkelerinde çocuk düşürmeyi sınırlayan yasaların yürürlükten kaldırılması konusu bilim ve siyaset adamları arasında çok tartışılmıştır. Sonuçta düşükler serbest bırakılmıştır. Ülkemizde ise 1926’da kabul edilen 765 sayılı ceza yasası ile çocuk düşürme kesin olarak yasaklanmıştır. 1965’te yılında 557 sayılı Nüfus Planlaması hakkındaki kanun ile gebelik halinde ananın sağlığına zarar gelecek veya çocuk sakat olacaksa düşük yapmaya izin verildi.
Ancak bu değişikliği yeterli bulmayanlar konuyu tartıştılar ve mayıs 1983’te 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkındaki Kanun ile yeni bir düzenleme getirildi. Bu yasaya göre onuncu haftaya kadar olan gebeliklerde anne sağlığı açısından tıbbi sakınca olmasa da istek üzere bu gebelik sonlandırılabilir. Ancak bu işlem için başvuran kişi ve eşinin düşüğü yaptıracak doktor ile birlikte imzalı bir izin belgesi vermesi gerekir. Onuncu haftadan sonra ise anne sağlığı tehlikede veya çocuk sakat kalacaksa gebelik sonlandırılır.
Türkiye’de düşük halk sağlığı sorunudur. İsteyerek yapılan düşükler ana sağlığını olumsuz etkiler. Düşükler anne yaşına göre belirgin farklılaşma gösterir. İsteyerek düşük yapmış olan evlenmiş kadınların oranı 25 yaşın altındaki kadınlarda yüzde 10’dan daha azken, 45-49 yaş grubundaki kadınlarda yüzde 40’dan daha fazladır. İsteyerek düşük yapmış olan evlenmiş kadınların oranı yaşayan çocuk sayısıyla birlikte artmaktadır; çocuğu olmayan kadınlarda bu oran yüzde 5 iken, halen yaşayan dört çocuğu bulunan kadınların en yüksek düzey olan yüzde 41’e çıkmaktadır.
Kentsel yerleşimlerde yaşayan kadınların kırsal yerleşimlerde yaşayanlardan daha fazla sayıda isteyerek düşük yapmış oldukları görülmektedir. Evlenmiş kadınlar arasında isteyerek düşük yapma oranı doğuda en azken, batıda en fazladır. Eğitime göre bakıldığında, evlenmiş kadınlar arasında isteyerek düşük yapma oranı çok az farklılık göstermektedir.
Doğurganlığın çok fazla olması istenmeyen gebeliklerin artmasına; bu da anne sağlığı için riskli olan düşüklerin yaygınlaşmasına yol açmaktadır. İstenmeyen gebeliklerin oluşması durumunda, kadınlar ya istemedikleri halde bu çocuğu doğurmakta ya da düşüğe başvurmaktadırlar.
1998 Nüfus ve Sağlık Araştırmasına göre her yüz gebelikten 15’i isteyerek olmak üzere, toplam 23’ü düşükle sonuçlanmıştır. 1993 rakamları ile karşılaştırıldığında, bu 5 yıllık dönem boyunca, isteyerek düşük oranlarının biraz azalarak her 100 gebelik için 18 düşükten 15’e indiği görülmektedir.

4. ANNE ÖLÜMLERİ
Anne ölümü: DSÖ tarafından gebeliğin başlangıcından, doğumdan sonraki 42. Güne kadar geçen süre içinde meydana gelen ölümler olarak tanımlamaktadır.
Türkiye’de anne ölüm hızı ve nedenleri ile ilgili bilgiler sınırlıdır. 1974 yılında yapılan araştırma sonuçlarına göre anne ölüm hızı 100.000 canlı doğumda 208’dir. Günümüzde 100/100 000 civarında olduğu tahmin edilmektedir. 1991’de gebelik ve doğum nedeniyle hastaneye yatırılan 850.030 vakada 671 ölüm olayı meydana gelmiştir.

ANNE ÖLÜM NEDENLERİ
Türkiye’de anne ölümlerinin büyük çoğunluğu doğum sırasında meydana gelmektedir. DİE tarafından yapılan araştırma bu tahminleri doğrulamakta ve kabaca anne ölümlerinin yarısının doğumda, dörtte birinin gebelikte ve dörtte birinin ise loğusalıkta meydana geldiğini saptamaktadır.
Çoğunlukla doğum sırasında meydana gelen anne ölümleri ile ilgili başlıca tıbbi nedenler, kanama, enfeksiyon ve toksemidir.
Hastane kayıtlarına göre 1991 yılında tıbbi nedenlere bağlı olarak meydana gelen anne ölümlerinin durumu aşağıda gösterilmiştir.

Tablo 1. Hastane İstatistiklerine Göre Anne Ölüm Nedenleri (1991)

ÖLÜM NEDENLERİ HASTANEYE YATAN SAYISI ÖLEN SAYISI

ÖLÜM NEDENLERİ HASTANEYEYATAN SAYISI ÖLENSAYISI
Gebelik ve loğusalık toksemileri 17864 53
Doğum ve loğusalık enf. 13656 16
Loğusalık humması 3708 19
Gebelik ve loğusalık diğer komp. 173305 242
Gebelik ve doğuma bağlı kanamalar 47276 83
Düşükler 65631 190
Komplikasyondan bahsedilmeksizin doğum 528590 671
Toplam 850030 671

Anne ve bebek ölümleri ile ilişkili olan dört tip riskli gebelik belirlenmiştir.
Bunlar;
18 yaşından küçük yaşta olan gebelikler
35 yaştan sonraki gebelikler
4’ten fazla ve
2-3 yıldan az aralıklı gebeliklerdir.

Yapılan araştırmalar, Türkiye’de anne ve çocuk sağlığı yönünde yüksek risk oluşturan bu dört özellikteki gebeliklerin yaygın olduğunu göstermektedir. Anne ölümlerinin oluşmasında tıbbi nedenleri ağırlaştıran faktörlerin başında aşırı doğurganlık, doğum öncesi bakım ve beslenme yetersizlikleri, sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamama ve kadının statüsünün düşüklüğü gelmektedir.

PERİNATAL ÖLÜMLER:
Bebek sağlığı göstergeleri arasında ana sağlığını en iyi yansıtan ölçüttür.

Ölü doğumlar+0-7 günlükken ölen bebekler
Perinatal bebek ölüm hızı= ———————————————————-
(Ölü+canlı) Toplam doğum sayısı

Ölü doğum+canlı doğup ilk 7 gün içinde ölenleri içine alır. Doğuma yakın ve doğum sonrası gerçekleştiği için ana ve çocuk sağlığı için önemlidir. Dolayısıyla perinatal bebek ölüm hızı denince sadece bebeğin sağlığı değil anne sağlığı da göz önünde tutulur. Perinatal morbidite ve mortalite AÇS hizmetleri açısından ayrı bir süreç olarak ele alınmalıdır. Anne sağlık düzeyini belirlemede anne ölümünden sonra perinatal bebek ölüm hızı gelmektedir.

6. GENEL DOĞURGANLIK HIZI:
Genel doğurganlık hızı bir toplumda doğurgan çağdaki 1000 kadına düşen ortalama canlı doğum sayısıdır. Kaba doğum hızına göre çok daha hassastır. Ve bu nedenle de ülkeler arasında sağlık düzeyi kıyaslamalarında kullanılır.
Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 1998’e göre Genel Doğurganlık Hızı kentsel alanda binde 87, kırsal alanda binde 107 ve toplam binde 94 olarak belirtilmektedir.

7. GEBELERDE TETANOZ BAĞIŞIKLAMASI
Tetanoz toksoid (TT) aşısı neonatal tetanozun önlenmesi için en önemli koruyucu önlemlerden biridir. Türkiye’deki aşı şemasına göre aşılanmamış kadınların bağışıklanması için gebelikleri süresince iki doz tetanoz aşısı almaları gerekmektedir. Ancak kadın daha önceki gebeliğinde aşılanmışsa, şimdiki gebeliği için sadece bir doz alması yeterlidir.
TNSA 1998’a göre son beş yılda yapılan doğumlar için tüm gebeliklerin % 15’inde bir doz; ve % 29’unda iki veya daha fazla doz tetanoz toksoidi yapılmıştır. Bu sonuçlar annelere iki veya daha fazla tetanoz toksoidi uygulanan doğumlardaki yüzde üçlük artışın dışında TNSA-93 sonuçları ile benzeşmektedir.
Doğum öncesi bakımda olduğu gibi, tetanoz toksoidi aşılama da annenin yaşı ve doğum sırası ile ilişkilidir. Genç ve çocuk sayısı az olanların TT aşısı oldukları görülmektedir.

8. BEBEKLERİN EMZİRİLME SÜRELERİ
Bebek beslenmesi hem anne sağlığını hem de bebek sağlığını etkiler. Emzirme, annenin doğum sonrası infertilite süresi üzerinde etkilidir. Bu etki, doğum aralıkları ve doğurganlık seviyeleri üzerinde devam eder. Anne sütünün bu etkisi emzirme süresi ve sayısı ile çocuğa ek gıdaların verilmeye başlandığı yaşa göre değişmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) bebeklerin doğumdan itibaren ilk 4-6 ay boyunca sadece anne sütü almalarını (başka ek gıda ve su vermeden) önermektedir. Bebekler altıncı ayı bitirdikten sonra ek gıdalara başlanmalıdır. Ek gıdalarla birlikte, en az iki yaşına kadar anne sütüne devam edilmelidir.
Emzirme Türkiye’de oldukça yaygındır ve tüm çocukların % 95’i bir süre emzirilmiştir.
Tüm çocuklar için ortanca emzirme süresi 12 aydır ve 1993’ten bu yana hiç değişmemiştir. Bölgeler karşılaştırıldığında en uzun emzirme süresi Doğu Anadolu bölgesinde yaşayan kadınların çocuklarında 16 ay olarak saptanmıştır. Hiç okula gitmeyen kadınlar çocukların daha eğitimli kadınların çocuklarından en az 7 ay daha fazla olmak üzere yaklaşık 17 ay emzirmektedirler. Sadece anne sütü alan bebeklerde ortanca süre çok kısa olup 1 aydan daha azdır. (0.4 ay) Anne sütünün yanı sıra su da verilen bebeklerde emzirme süreleri temel özelliklere göre bazı farklılıklar göstermektedir. Kentsel alanlarda yaşayan, İç Anadolu bölgesinde yaşayan ve doğumunda ebe olan bebeklerin daha uzun emzirildiği görülmektedir.
Sonuç olarak, emzirme ülkemizde yaygın olmasına rağmen sadece anne sütü ile besleme alışkanlığı yeterli seviyede değildir. Bebeklerin beslenmesinde hazır mama ve diğer sıvıların doğumdan hemen sonra kullanımı yaygındır ve biberon ile beslenme tercih edilmektedir. 1998 TNSA sonuçları, ulusal ve uluslar arası kuruluşların uygun beslenme alışkanlıklarını yaygınlaştırma konusunda verecekleri desteğin arttırılması gerektiğini gözler önüne sermektedir.

9. Türkiye’de annelerin eğitim düzeyleri sorunu
Eğitimsiz olan kadınların yüzdesi yaşla birlikte hızla artmaktadır. Hiç eğitimi olmayan kadınların oranı 15-19 yaş grubunda % 6 iken 45-49 yaş grubunda % 40’a yükselmektedir. Bu bulgu genç yaş grubundaki kadınların yaşlı kadınlardan daha iyi eğitim olanaklarına sahip olduğunu göstermektedir. Bunu destekleyen bir başka bulgu da 20-24 yaş grubu kadınlar arasında ortaokul mezunu olanların oranının (% 27) 45-49 yaş grubundaki kadınlara göre (% 9) daha yüksek olmasıdır. Kentsel alanda yaşayan kadınlar kırsal alandakilere göre daha eğitimlidir. Kırsal alanda yaşayan kadınların % 22’si eğitimsiz iken bu oran kentsel alanda yaşayan kadınlarda % 14’tür. Bölgeler arasında bir karşılaştırma yapıldığında eğitimi olmayan kadınların en yüksek oranda Doğu Anadolu’da (% 40), en düşük oranda Batı Anadolu’da (% 10) olduğu görülmektedir.

10. İnfertilite sorunları
11. Türkiye’de 15-49 yaş kadınların sağlık hizmetlerinden yararlanma sorunları

Gebelik ve doğum için sağlık kuruluşlarının yeterince kullanılmamasının en önemli nedenlerinden biri kişiler tarafından bu süreçlerin doğal sayılıp yeterince önemsenmemesidir. Oysa gebelik ve doğum her dönemde anne ve çocuk için tehlikeli olabilecek bir duruma dönüşebilmektedir.

Doğum Öncesi Bakım
Gebeliği normal koşullarda süren, gebeliği sırasında düzenli izlenen, eğitilen ve gerekli tedavilerini zamanında yaptıran, doğumu sağlıklı koşullarda ve sağlık personeli tarafından gerçekleştirilen bir annenin gebelik ve doğuma bağlı bir nedenle ölmesi veya sakat kalması nadirdir. Bu koşulların yerine getirilmemesi halinde anne ve çocuk sağlığı ile ilgili önemli sorunlar ortaya çıkmaktadır.
Anne ve çocuk sağlığını korumayı amaçlayan hizmetlerin en önemlilerinden biri doğum öncesi bakımdır. Halen uygulanmakta olan sağlık sistemi içinde bu hizmetler sağlık ocakları, sağlık evleri, ana-çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezleri, hastaneler ve özel hekimlerce verilmektedir. Doğum öncesi bakım, gebeliğin erken dönemlerinde başlatılır ve gebelik süresince devam ettirilirse daha etkili olur. İlk ziyaret gebeliğin üçüncü ayından önce yapılmalıdır. Gebeliğin erken belirlenmesinin avantajı, kadının gebelik öncesi temel sağlık durumunun daha kolay ve arken tanınmasını sağlamasıdır. Doğum öncesi bakım ziyaretlerinin toplam sayısı, doğum öncesi bakımın yeterliliğini değerlendirme açısından önemli bir göstergedir. Tavsiye edilen ziyaret sayısı, ilk 28 hafta içinde üç ziyaret, 32., 36. ve 39. Haftalarda da diğer ziyaretler şeklindedir. Düzenli ziyaretler gebelik süresince annenin ve çocuğun uygun bir şekilde izlenmesini sağlar. Rutin izlem sırasında gebeler fizik muayeneden geçirilmekte, kan basıncı, boy ve kilo ölçümleri yapılmakta, tetanoz aşısı uygulanarak gerekli eğitim verilmektedir.
1998 TNSA’na göre kadınların yüzde 32’sinin doğum öncesi bakım almadıkları halde, yüzde 42’sine dört veya daha fazla ziyaret yapılmıştır. Doğum öncesi bakım almış olanların ortancası 4.2 ziyarettir. İlk ziyaret için saptanan gebelik ayı ortancası ise 3.1 aydır. Annelerin % 68’i en az bir kez sağlık personelinden doğum öncesi bakım almışlardır. Bunun % 60.2’si doktordan; % 7.3’ü ebe veya hemşiredendir. Bu oranlar 1993 rakamlarına göre arttığı halde halen annelerin neredeyse üçte biri herhangi bir doğum öncesi bakım almamaktadır.
Doğum öncesi bakımda yerleşim yeri ve bölgesel farklılıklar da belirgindir. Kentsel bölgelerde yaşayan kadınlar eğitilmiş sağlık personelinden doğum öncesi bakımı, kırsal alanlarda yaşayanlardan daha fazla almaktadırlar (sırasıyla yüzde 78 ve yüzde 51). Kırsal yerleşimlerde doğum yapan kadınların yaklaşık yarısı doğum öncesi bakım almamıştır. Doğum öncesi bakımdan yararlanma oranı, eğitim düzeyi ile belirgin bir şekilde artmaktadır. En az ortaokul eğitimi almış kadınların hemen hepsi doğum öncesi bakım aldığı halde, ilkokulu bitirmemiş kadınların yalnızca üçte biri doğum öncesi bakım almıştır.

Doğumun Yapıldığı Yer
Doğum sırasında hijyenik ortam ve uygun tıbbi bakım annelerin ve çocukların sağlık risklerini azaltır. 1998 TNSA’ya göre doğumların % 73’ü bir sağlık kuruluşunda gerçekleşmiştir. Bu oran 1993 yılında % 60 idi. Genç kadınların yaşları ileri olan kadınlara göre doğumlarını daha çok sağlık kuruluşunda yaptıkları görülmektedir. Benzer şekilde doğum sırasının önce olsa da doğumun bir sağlık kuruluşunda gerçekleşmesi olasılığının artmasına yol açmaktadır. Eğitim düzeyi ile doğum için bir sağlık kuruluşunu tercih etme arasında kuvvetli bir ilişki bulunmaktadır. Doğumların bir sağlık kuruluşunda gerçekleşme oranı hiç eğitimi olmayan kadınlarda % 45’e ulaşmışken, bu oranın ortaokul ve daha fazla düzeyde eğitim almış kadınlarda % 96 olduğu görülmüştür. Doğum öncesi bakım almış kadınların doğumlarını bir sağlık kuruluşunda gerçekleştirmeleri, doğum öncesi bakım almamış kadınlara göre daha yüksektir. Doğum öncesi bakım sayısı dört veya daha fazla olan kadınların yüzde 92’si doğumlarını bir sağlık kuruluşunda yapmışlardır.
Bölgesel ve kırsal/kentsel farklar da açıkça görülmektedir. Kentsel yerleşimde doğan bir çocuğun bir sağlık kuruluşunda doğma olasılığı kırsal yerleşimdekinin 1.3 katıdır. Doğumların yarısından fazlasının evde yapıldığı Doğu bölgesi dışında diğer bütün bölgelerde doğumların çoğunluğu bir sağlık kuruluşunda gerçekleşmektedir.
Bir doktor veya eğitimli bir sağlık personelinin yardımı ile gerçekleşen doğumların oranı % 81’dir.

12. AÇSAP’nın birinci basamak sağlık hizmetlerine entegre olamaması.
Aile Planlaması

İstenmeyen gebeliklerin ve isteyerek yapılan düşüklerin önlenmesinde rol oynayan gebeliği önleyici yöntemler kadınlar tarafından bilinmektedir. Kadınların hemen hepsi, en az bir yöntem hakkında bilgi sahibidir.
Gebeliği önleyici yöntemlerin yaygın olarak bilinmesine rağmen evli kadınların % 36.1’i herhangi bir yöntem kullanmamakta, % 37.7’si etkili, % 25.5’i etkisi sınırlı yöntemlere başvurmaktadır. Etkili ve modern yöntem kullananların oranı Doğu ve Kuzey Anadolu bölgelerinde daha düşük, batıda ise daha yüksektir.

Tablo 2. Aile Planlaması Yöntemi Kullananların Kullandıkları Yöntemlere Göre Dağılımı

YÖNTEMLER Yüzde
Rahim içi araç 19.8
Hap 4.4
Kondom 8.2
Sterilizasyon 4.2
Geri çekme 24.4
Diğer 6.9
KORUNAN 63.9
KORUNMAYAN 36.1

Ana Sağlığı ve Aile Planlaması Programları:

Türkiye’de yürütülmekte olan aile planlaması çalışmaları kapsamında Sağlık Bakanlığı’nın koordinatörlüğünde 1987 yılından itibaren çocuksuz evli çiftler için başlatılan çalışma 8 merkezde devam etmektedir. Bu çalışma ile bilinen ve mevcut tedavi yöntemleriyle gebe kalamayan evli kadınların hiç olmazsa bir bölümünün İnvitro Fertilizasyon ve Embriyo Transferi yoluyla gebe kalmasını sağlanması için merkezlerin açılması sağlanmıştır.
15-49 yaş doğurgan çağ kadın nüfusunun artışı, anne ve çocuk sağlığı sorunlarının boyutu, yaygınlığı ve çocuk sağlığında annenin sağlığının etkisi dikkate alındığında Türkiye’de anne sağlığı sorunlarına ve çözümlerine yönelik programların önemle ele alınmaya devam edilmesi gerekmektedir. Esasen konunun sadece anne sağlığı değil, daha geniş ve kapsamlı bir bakış açısı ile “Kadın Sağlığı” olarak ele alınması hem bir ihtiyaç hem de bilimsel bir zorunluluktur. Bu nedenle Sağlık Bakanlığı 1994 yılında başlattığı bir çalışma ile pek çok sektörün katılımı sonucu kadın sağlığı strateji planı hazırlamış ve uygulama planı aşamasına getirmiştir.

13. AÇS ve AP’nın birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetleri zincirine uyum sağlanamamış olması
14. Bütün sağlık ve yardımcı sağlık personelinin okul eğitimlerinin ülke koşullarında bu hizmeti vermede yetersiz olması.
15. Okuldan mezun olduktan sonra hizmet içi eğitim yapılmaması
16. Halkın sağlık eğitimi bu hizmeti almaya yeterli olmaması.
17. Her düzeydeki personel hareketliliğinin çok fazla olması.
18. Ebelik hizmetlerinde uzaklık ve diğer olumsuz etkenlerin rolü.
19. Uygulamaya ilişkin hukuki sorunları.
20. Mali sorunlar.
21. 15-49 yaş grubu kadınların genel sağlık sorunları.
22. Annelerin beslenmesi:
Çocuklukta ve gelişme çağında dengeli beslenme büyümede olumlu bir etki gösterirken, yetersiz beslenme ve özellikle çok erken yaşlarda geçirilen ciddi hastalıklar büyümeyi olumsuz bir şekilde etkileyebilir. Annenin boyu doğumdaki riskleri tahmin etmede yararlı bir göstergedir, çünkü kısa boylu kadınların pelvisi de dardır. Boy uzunluğu 140 ile 150 cm arasında olan kadınlar, potansiyel olarak riskli doğum tehdidi altında sayılırlar ki 145 cm ve altındaki değerler annelerin yetersiz beslenme sorununun bir göstergesi olarak kabul edilir. 1998 TNSA sonuçlarına göre, anneler için ortaklama uzunluk 1993 TNSA’nda verilen ortalama uzunluktan bir cm daha büyük olup 156 cm’dir. Annelerin % 2’si 145 cm’den daha kısa ve % 13’ü 150 cm’den daha kısadır. Annelerin ortalama ağırlığı 63.3 kg’dir. Annelerin yaklaşık dörtte birinin (% 26) ağırlığı 70 kg’nın üstündedir.
Gebe olmayan kadınların Body-mass endeksi(BMI) ortalaması, 26’dır. Kadınların % 3’ünde BMI 18.5’in altına düşmektedir(Kronik yetersiz beslenme). Annelerin % 52’sinin BMI’i 25.0’ın üzerinde olup (Fazla kilolu), % 19’unun BMI’i en az otuzdur.
Genç yaşlardaki kadınların boyu, 35 ve daha yukarı yaştaki kadınlara göre daha uzundur. Eğitim seviyesi de kadının boyu ile doğrudan ilişkilidir. Hiç eğitimi olmayan veya ilkokulu bitirmemiş kadınlar ortaokul ve daha yüksek seviyede eğitim görmüş kadınlardan 3.2 cm daha kısadır.

KADIN STATÜSÜ
Sorunlar:
Kadınların eğitim yaşamına devamları, iş yaşamına katılımları, geleneksel kültürel yapı, eğitim ve çalışma bilincinin yeterli olmaması nedeni ile sınırlı kalmaktadır. Bu durum kadının statüsünün yükselmesini engellemektedir.

Amaç:
2010 yılına kadar kadının yaşamın her alanına ilişkin statüsü yükseltilmiş olacaktır.
Stratejiler:
İletişim kanallarından yararlanılarak halkın bilgilendirilmesi sağlanmalıdır.
Örgün eğitimde eğitim düzeyi yükseltilerek kadının bilinç düzeyi arttırılmalıdır.
Yetişkin eğitimi çalışmaları ile kadınların meslek edinmeleri ve bilinçlendirilmeleri sağlanarak kadının statüsü yükseltilmelidir.
Devlet, gönüllü kuruluşların ve meslek örgütlerinin kadına ilişkin önceliklerde birlikte çalışmaları sağlanmalıdır.
Siyasi partilerin kadının bilinçlendirilmesi ve statüsünün yükseltilmesi konularına yaklaşımı ve yasalarda kadın-erkek eşitsizliğine yol açan maddelerin ortadan kaldırılması sağlanmalıdır.
Cinsel taciz ve şiddet bir sağlık sorunu olarak ele alınarak kadınların toplum içinde ve iş yerinde cinsel tacize ve şiddete uğramamaları konusunda toplumun bilinçlendirilmesi sağlanmalı ve koruyucu kurumlar oluşturulmalıdır.
Kadınların iş yaşamına girmesini arttırıcı faktörler geliştirilmelidir.
Kadınların iş yerindeki çalışma koşulları iyileştirilmeli, iş yaşamına katılımı ve statüsünün yükselmesi sağlanmalıdır.
Kadının statüsünün yükseltilmesini sağlayıcı politikalar belirlenmelidir.
İlgili her sektörde kadın birimi oluşturulmalıdır.

TÜRKİYE’DE ANA SAĞLIĞI SORUNLARININ NEDENLERİ
1. Erken evlenme geleneği
2. Kadının yasal statüsü
3. Kadının eğitimine önem verilmemesi
4. Kalabalık aile geleneği ve tarım toplumu olması
5. Toplumun sağlık bilgisi azlığı
6. Temel sağlık hizmetlerinin yetersiz olması
7. Sağlık ve yardımcı sağlık personelinin motivasyonunun yetersiz olması
8. Sağlık alanında siyasal sorumluluğun esnek olması
9. Sağlık alanına özgün hukuki yetersizlik
10. Altyapı koşullarının yetersizliği
11. Halkın sağlığa olan ilgisizliği
12. Bütçeden sağlığa ayrılan payın yetersizliği
13. Milli bir sağlık politikasının olmaması

TÜRKİYE’NİN ANA VE ÇOCUK SAĞLIĞI SORUNLARINA
ÇÖZÜM YOLLARI

1. Eğitimli ilgili öneriler:
Özellikle kızların eğitimlerinin yükseltilmesi
Kitle iletişim araçlarında sağlığa yeterince yer verilmesi
Sağlık personelinin hizmet içi eğitimine önem verilmesi
Gönüllü kuruluşların eğitim hizmetlerine katılması

2. Sağlık hizmetleri ile ilgili öneriler:
Temel sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi
Sağlık hizmetlerindeki yönetim kademelerinin güçlendirilmesi
Personel tayinlerinin sistemlendirilmesi
Hizmet içi denetimin geliştirilip güçlendirilmesi
Ülkenin sağlık sorunlarını yansıtacak doğru ve güvenli kayıt sistemlerinin oluşturulması
AÇS morbidite ve mortalite verilerinin iyi değerlendirilmesi
Tüm kaynaklardan anne ve çocukların yeterince yararlanmalarının sağlanması
Sağlık politikalarında kırsal/kentsel politikalarının farklı oluşturulması
Sağlık politikalarında önemli sağlık sorunlarında toplum katılımının sağlanması
Tıp Fakültesi kurulan üniversite kentlerinde hizmet içi eğitim merkezleri kurulması
Annelerin doğum sonu izinleri 6 haftadan 6 aya çıkarılmalıdır.
Ülke çapında bazı besin maddelerinin et, demir, protein ile zenginleştirilmesi, tuza iyot katılması. Soya ununun kullanılması
Ülke düzeyinde tüm doğumların hastanede yaptırılması için organizasyon başlatılmalıdır.

Sizin İçin Seçtiklerimiz