Articles Comments

Beyaz Eğitim » Belirli Günler Haftalar » Heykel, Tablo, Mimari ve Fotograf Örnekleri Hakkında Yazı

Heykel, Tablo, Mimari ve Fotograf Örnekleri Hakkında Yazı

Seramik : Bir kültür olarak insanlığın elinde tuttuğu en nesnel sanat eserlerinden birisidir seramik. Bir üründen çok sanatsal bir yaklaşım olan seramik alınteri ie beceri arasından doğan en önemli sonuçtur. seramik bir uğraşı olarak aynı zamnda rehabilitasyon aracıdır. Seramik denince sadece kap kacak yapımı akla gelmemelidir. Bir zanaat üyesi olarak ustasının yetenekleri doğrultusunda şekilden şekile girer.
En çok bilinen seramik ürünü olan kapların belli başlı dört kullanım alanı vardır:
1. Çeşitli katı ve sıvı maddeleri (yağ, su, şarap, tahıl, v.b.) depolamak ve taşımak için kullanılan ve genellikle büyük boylu kaplar (amphora, hydria, pelike, stamnos gibi)
2. İçki içilirken kullanılan ve boyutları ihtiyaca göre küçük ya da büyük olabilen kaplar (Krater, oinochoe, kylix, skyphos, lebes, kantharos, psykter gibi)
3. Çeşitli kişisel eşyaları (ör: takılar) veya kokulu yağları koymak için kullanılan ve genellikle ufak ve kapaklı olan kaplar (leukythos, alabastron, aryballos, askos, pyxis gibi)
4. Birtakım özel törenlerde kullanılan kaplar (Loutrophoros, leukythos ve lebes gamikos gibi)

Kapları bunca değerli kılan en büyük etken de şüphesiz üzerlerindeki bezemelerdir. Tahta, kumaş, deri benzeri malzemeler üzerine yapılan resimler günümüze ulaşamamıştır ve bugün Yunan resim sanatı hakkında sahip olunan bilginin çoğu kapların süslemelerinden edinilenlerdir.

Genellikle mitolojik sahnelerin işlendiği bu süslemeler Yunan mitolojisi, resim sanatı ve günlük yaşamı konusunda da detaylı bilgiler vermektedir. Öyle ki, arkeologlar Klasik Arkeoloji dönemlerinden bazılarını bu süslemelere göre yapmışlardır (ör: Protogeometrik, geometrik, orientalizan gibi). Bu dönemlerdeki süslemeler önce basit çizgiler, ardından basit geometrik süslemeler, sonra çok daha özen ve emekle hazırlanmış geometrik bezemeler ve çoğu zaman da stilize olmaktan öteye gidemeyen insan ve hayvan resimleri içerirler.

Daha sonraları ise M.Ö. 6. ve 5. yüzyıllarda ortaya çıkıp yaygınlaşan iki teknik Klasik Dönem boyunca en etkin bezeme teknikleri olmuştur. Bunlardan ilki Siyah Figür Tekniği’dir. Bu teknikte resim açık kırmızı kil yüzeyi üzerine siyah gölge olarak yapılmış ve detaylar kazıma çizgileri ile sağlanmıştır. Doğal olarak bu kazıma süslemeye sert bir hava katmaktadır. Yardımcı renkler olarak koyu kırmızı ve beyaz da kullanılmıştır. Siyah figür tekniğinden en çok yüz yıl sonra bulunan Kırmızı Figür Tekniği ise resmedilecek figürlerin kilin renginde bırakılması ve figürlerin dışındaki alanın siyah boyanması esasına dayanır. Ardından, detaylar kırmızı figürün içine siyah fırça ile boyanmaktadır. Bu şekilde sert kazıma izlerinin yerini daha yumuşak, üstelik derinlik ve üçüncü boyut hissi veren çizgilere bırakmıştır. Ayrıca, bu teknik vişne kırmızısı, beyaz, altın sarısı gibi değişik renklerin kullanılmasına da izin vermiştir.

Heykel

Klasik dönemin heykel sanatını incelemenin en zor yönlerinden biri ele geçen heykellerin sayısının az olmasıdır. Genellikle değerli malzeme ile yapılan bu heykeller sonraki dönemlerde malzemeleri için tahrip edilmişlerdir. Bu durumda bilimadamları ancak heykellerin sonradan yapılmış mermer kopyalarına bakarak heykel sanatı hakkında fikir edinmek zorunda kalmışlardır.

Heykel sanatının bu derece önem kazanmasının sebebi ise Yunanlıların “İnsan herşeyin ölçüsüdür” sözüne inanmaları ve dolayısıyla tanrılarına insansı tasvir etmeleridir. Üstelik tanrıların kusursuz olması gerektiği düşüncesi de heykellerin etkileyici olmasına yolaçmıştır.

Aynı mimaride olduğu gibi heykelde de daha erken dönemlerden itibaren standartlar oluşturulmuştur. Tüm insanlar heykellerde onbeş-onaltı yaşlarında genç delikanlı, yetişkin bir insan oranlarında yapılmış genç adam, sakallı ve kaslı olgun erkek, zarif genç kadın ve sakin olgun kadın gruplarından birinde gösterilmeye gayret edilmiştir. Bu sınıflandırma esasen arkaik dönemde geçerli olmuştur.

Arkaik dönem heykellerinin çoğunda görünüm donuk ve serttir. Sonraları ise heykeltraşlar bronz, fildişi, altın gibi daha kolay işlenebilir malzemeler ve gelişen teknikler sayesinde her an canlanacakmışcasına başarılı heykeller yapmaya başlamışlardır. Zamanla heykellerin duruşundan ve yüzlerinden duygu bile okunabilir hale gelmiştir.

Yine aynı mimaride olduğu gibi Klasik dönem heykelinde de orantı çok önem vermişlerdir. İnsan vücudundaki oranlar aritmetik olarak hesaplanmıştır. Örneğin başı tüm gövde boyunun yedide biri, ayak avuç içinin üç katı, ayaktan dize kadar olan mesafe avuç içinin altı katı olmalıdır.

Mimari

Her ne kadar Karanlık Çağlar diye adlandırılan dönemi de içeriyorsa da M.Ö. 1100 ile M.Ö. 700 yılları arasında kalan zaman dilimi,Yunan sanatında sonraları klasik sayılacak eğilimlerin temellerinin atıldığı zaman dilimidir. Yunanlılar mimaride kendilerine model olarak Mykenai kültürünün sütunlarla çevrilmiş merkezi büyük bir odadan oluşan basit megaron tipi yapısını almışlardır. Ardından birer doğa yasasıymışcasına inanılan kuralları geliştirmişlerdir. Bu kurallar da farklı kültürlerin ve ihtiyaçların etkisiyle birkaç gruba ayrılmış ve bunlara düzen adı verilmiştir. Bu kuralların en kesin uygulandığı yerler de şüphesiz tapınaklar olmuştur. Arkeoloji biliminde tapınaklar mimarilerine, özellikle de sütun başlıklarında görülen süslemelere göre sınıflandırılmışlardır. Tapınak yapısında bu denli dikkat çeken öğenin sütunlar olmasının sebebi görsel etkilerinden öte gerçekten de tapınağın dışında kalan en önemli ve büyük parça olan çatıyı taşıyor olmaları ve bu işlevleriyle yatay olan zemin ve çatı arasında dikey bir geçiş sağlayarak tapınağı tamamlamalarıdır. Sütunlar bir yapıya zerafet de katabilmektedir, güçlülük hissi de. İşte bu sebeple, Yunan tapınak mimarisinde sınıflandırma sütun başlıklarına göre yapılmıştır.

Düzenler sütun başlarında kullanım olarak ortaya çıkmışsa da bir bütün olarak binaların tamamını içeren sanatsal öğelerdir. Bunlar ortaya çıkış sıralarına göre zaman içinde ilk örneklerini Yunan Anakarasında gördüğümüz en sade düzen olan Dorik Düzen, kaynağını Anadolu’dan alan (Ephesos Artemission’u) İonik Düzen ve geç dönemlerde sanatsal yönden daha süslü özelliği olan Korinth Düzen’leridir. Bu ana düzenlerin dışında Aeolik, Toskanik, ve birçok unsurun beraber kullanıldığı Kompozit düzenler de kullanılmıştır.

Sütun başlıklarına güre yapılan sınıflandırmanın yanısıra bir diğer sınıflandırma da sütunların dizilişlerine ve içindeki odaların sayı ve şekline göre yapılandır. Genel olarak tapınak ortada tanrı heykelinin yeraldığı naos (sella) adlı dikdörtgen oda, bazen bu büyük odanın önünde ya da arkasında yeralan daha küçük odalar ve bu odaları çevreleyen sütun dizilerinden oluşmaktadır. Sütun dizileri yalnızca bir cephede, karşılıklı iki cephe boyunca, bir dörtgen oluşturacak şekilde veya içiçe iki dörtgen şeklinde olabilir. Bu sınıflandırmada karşılaşılan bazı türler şunlardır: Peripteros (Sellanın bir dizi sütunla çevrili olması), Dipteros (sella duvarının dışının iki sıra sütunla çevrili olması), Pseudodipteros (Sella duvarları ile sütunlar arasında ikinci bir sütun sırası girecek şekilde yapılan tapınak). Sık rastlanmasa da yuvarlak düzenin uygulandığı da olmuştur.

Mozaik
Antik Yunanistan’dan Roma İmparatorluğu’na kadar mozaik ile çeşitli resimler yapılmıştır. Mozaik, sanatta bir adeta bir ifade şekli olmuştur. Taşlar, mermer ve cam küpleri, midyeler, terra cotta gibi maddelerin katılımıyla, mozaik uygulamasında zaman içinde önemli teknikler kendiliğinden oluşmuştur. Bugün bir mozaik ya da freske baktığımızda geçmiş zamandaki değişen izleri görebilir, çoktan unutulmuş zamanı tekrar yaşayabiliriz.

Bilinen en eski dekoratif sanatlardan olan mozaiği, M.Ö. 3000 yıllarında Mezopotamyalılar yer döşemesi olarak uyguluyordu. Yunanistan’da yapılan arkeolojik kazılarda özellikle İ.Ö.IV.yy.’a ait birçok mozaik resim ve desen örneklerine rastlanmıştır. O yıllarda mozaik bir grup sanatçı tarafından uygulanıyordu. Her sanatçının ayrı bir görevi vardı. Örneğin bir sanatçı papirus kağıdına desenleri çiziyor, diğeri ise bu deseni yer döşemesine ya da duvara uyguluyordu. Son aşamada da mozaik döşeyen bir ekip cam parcalarını desene yerleştiridi. Mozaik yapılırken, zemin önce kireç, kum ve su karışımından elde edilen bir macun ile kaplanıyor; sonra üstüne sönmüş kireç serpiliyor, son olarak da mozaik parçaları yapıştırılıyordu.

Mozaiğin ilk kullanım alanları özel konutlar ve evlerdi. Daha sonraları ise görkemli kamusal mekanlarda ve sanatsal yapıtlarda da kullanılmaya başlandı. Hristiyan ve Bizans döneminde mozaik sanatı İtalya’da Ravenna ve Roma’da yoğunlaşıyor ve Ortadoğu’ya kadar uzanıyordu. Kiliselerin duvar ve tavanları, milyonlarca cam mozaik parçasıyla pırıl pırıl parlıyordu.

O dönemde mozaik bezeme ile günümüze kadar gelen pekçok muhteşem sanat eseri yapıldı. 1300′lere kadar devam eden mozaik, bu yıllarda resim sanatının gelişmesiyle eski önemini kaybetmeye başladı. Sonraki dönemlerde yanlızca küçük ebatlarda masa ve-veya sehpanın üzerine dini figürler uygulanan, uzaktan bakıldığında yağlıboya tabloyu andıran mozaikler, genellikle çok küçük parçalar halinde ve çok sık aralıklarla uygulanan eserler yapıldı. 1700′lerin son dönemleri ve 1800′lerin ilk yıllarında neoklasik kültür akımı mozaiği yeniden keşfetti. Ancak bu yıllarda mekanların duvarlarına işlemekten çok, Imperio tarzı mobilyalara ve değerli mücevherlere kakma şeklinde uygulandı. 1800′lerin son yıllarında iç mimaride yeniden kullanılmaya başlayan mozaik, eski stilini ve tekniğini kaybetse de, 1900′lü yıllara gelince yeniden canlandı. Son yıllarda gelişen teknoloji ve yeni malzemelerle uygulanması kolaylaşan mozaik sanatını, günümüzde pekçok zanaatkar yaşatıyor.

Belirli Günler Haftalar · Anahtar Kelimeler: , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

*

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>